29 Nisan 2010

mimi parent


mimi parent, interesting: man/woman with a pearl tie pin

Knock hard. Life is deaf.

—Mimi Parent

1 Nisan 2010

CİN AYŞE 4


duyduk duymadık demeyin cin ayşe 4 çıktı!

beat kuşağı kadınları dosyasıyla karşınızda!


İÇİNDEKİLER:
DİLEK AYDIN/ une histoire parisienne ya da bir barbarlık hikâyesi
Hafif Dumanlı Romantik Yanılgı
NURGÜL ÖZTÜRK/ İÇ/Ş’LİK
ANİTA SEZGENER/ iskit gustosu

DOSYA KONUSU: BEAT KUŞAĞI KADINLARI
ANGELA BACCALA/ İlham Perisi mi Yoksa Üstat mı?
BRENDA KNIGHT/ Madeline Gleason- Gerçek Bir Şair
MADELINE GLEASON/ içerideki kale-şiir
KRISTIN PREVALLET/ Helen Adam’ın Tatlı Eşlikçisi
HELEN ADAM/ Margaretta’nın Şiiri
JOSEPHINE MILES/ Aile- şiir
İnanç-şiir
MARY FABILLI/ Vuku- şiir
Robert’a Mektup-şiir
JANE BOWLES/ “Emmy Moore’un Günlüğü”
EDIE PARKER KEROUAC/ You’ll be okay’den bir kesit
CAROLYN CASSADY/ Off the Road’dan 29.bölüm
DENISE LEVERTOV/ Denise’ten Robert’a Bir Mektup
Gece ve İnsanlar- şiir
JOAN VOLLMER ADAMS BURROUGHS/
Joan Vollmer Adams Burroughs’tan iki el mektup
BRENDA KNIGHT/ RUTH WEISS- Taşkın Şairin Dönüşü
RUTH WEISS/ Bobby Kaufman İçin-şiir
CAROL BERGÉ / Su ile-şiir
Malay Roychoudhury’e Mektup
JOANNE MCCLURE/ Sert kenar- Sappho- Kathie için İnciler-şiir
JON HAVERTY KEROUAC’ın Nobody’s Wife’ına kızı Jan Keroauc’ın yazdığı önsöz
LENORE KANDEL/ Aşkla Sikişmek- Faz II-şiir
ELISE COWEN/ Biyografisi
Öğretmenim-Bedenin Benim Kabala’m…-şiir
NANCY GRACE/ HETTIE JONES’la bir söyleşi
HETTIE JONES/ Tavşanlar Tavşanlar Tavşanlar-şiir
Kalabalığımıza Hoşgeldiniz-şiir
DIANE DI PRIMA/ Devrimci Mektup-şiir
Bir Beatnik’in Anıları-Bölüm 10
Diane Di Prima’yla bir söyleşi/OLASILIKLAR GOBLENİ
LINDA RUSSO/ JOANNE KYGER ile söyleşi- İnsanların Hayatlarını Anlatmak
JOANNE KYGER/ Philip Whalen’in Şapkası-şiir
“Şiirde Esinlenmeler”-şiir
NANCY GRACE/ JOYCE JOHNSON’la bir söyleşi
BRENDA FRAZER/ Troia-Meksika Hatıraları’ndan
BRENDA KNIGHT/ JANINE POMMY VEGA-Lirik Bir Maceracı
JANINE POMMY VEGA/ Ana kara-şiir
ANNE WALDMAN/ Otobiyografisi
Feminifesto’dan
Frank O’
Asil Bir Cesedin Yanına Oturma Üzerine Notlar

LAURIE ANDERSON/ Dil bir virüs


ÇEVİRENLER:

anita sezgener
ayşegül taşıtman
ece kayrak
ece yalçıner

cansu kocatürk

gülgün şerefoğlu
merve akbaş
nurgül öztürk
özgün ünver
pınar asan
selin ipekçi
sevim kılıç
şefika kamcez

yeliz yorulmaz

zeynep demirsu

zeynep talay


cin ayşe'yi bulabileceğiniz kitabevleri:

Penguen Kitabevi -Kadıköy
Mephisto Kitabevi -Kadiköy/Beyoğlu
Amargi Feminist Kitabevi
İmge Kitabevi-Kadıköy

istanbulda allem edip kallem edip bulamayanlar
istanbul disindan ulasmak isteyenler
benimle iletisime gecebilir(anita):
cinaysefanzin@gmail.com

13 Mart 2010

"beat kuşağı kadınları" dosyasına kısa bir girizgah

“Beat”in anlamının nereden geldiğiyle başlamakta yarar var. “Beat Kuşağı” tanımında, 1948’de zamanın New York’undaki popüler kültürden uzak ve konformizm karşıtı gençliği ima eder Jack Kerouac. Bu deyiş ilk defa Beat kuşağıyla ilgili Go adlı bir kitap ve aynı minvalde bir manifesto yazan John Clellon Holmes’le New York Times dergisinde yapılan bir söyleşi esnasında geçer: “İşte bu Beat kuşağı” der orada. Daha sonra da Herbert Huncke aracılığıyla yorgun ve yıpranmış anlamlarıyla grubun huzuruna çıkar “beat” terimi. Kerouac ona daha paradoksal anlamlar katarak, “huzur ve mutluluk veren beatific ile müzikal çağrışımlı “on the beat”(tempolu)’i bulur. Upbeat terimi ise aşağıda olanların yukarı bakmasını tanımlar.

New York’ta 1948’de başlayan akım 50’lerin ortasında San Francisco’ya sıçrayarak orada zaten varolan San Francisco Rönesansı ve Black Mountain şairleriyle buluşur.

Savaş sonrası Amerika’sı, yani 1950’lerin Amerika’sı, dışarıdan bakıldığında bolluğun, endüstriyel büyümenin, çalışma ve mükemmelliğe saplantılı Püriten anlayışın hüküm sürdüğü dünyanın en güçlü ve zengin ulusu olarak görünmesinin gerisinde, sosyal ve politik baskıların ve giderek artan tüketiciliğin ortaya çıktığı bir dönemdi. 7 milyon insan, bebek yapmak, süpermarketler ve alışveriş merkezleri açmak ve ülkenin dört bir yanında otobanlar inşa etmek derdine düşmüş; radyonun yerini tüketimi pompalayan televizyon almıştı. Bir yandan tüketim kültürü artarken diğer yandan FBI, ülkenin ulusal güvenliğini sağlamak üzere, telekulaklık yapmaya başlamış ve bir Güvenlik Endeksi oluşturmuştu.

Beatler bunların hepsinin farkındalığıyla, bu değişimleri öfkeyle karşıladılar, Amerikan maddiyatçılık ve konformizmini hem sözel hem sanatsal olarak kınamaya giriştiler.

1950’ler Amerika’da aynı zamanda politik baskıların yanı sıra cinsel baskıların da yoğun olduğu bir dönemdi. Cinselliğin kamusal alanda tartışılması tabu sayılıyordu. Masturbasyonun delilik olarak görüldüğü, evlilik öncesi ilişkinin ahlaksız bulunduğu ülkede kadın nüfusun yarısı 19 yaşında evleniyor, oral seks sapıklık; eşcinsellik suç sayılıyordu. Beatler, bir yandan politik baskıya ve tüketime tepki gösterirken, bir yandan da 50’lerin bu cinsel ketlemesine karşı da daha teşhirci bir yol öneriyorlardı, hem yaşamlarında hem yazılarında.

“Beatler, başarı duygusu yerine başarısızlığı; düzen yerine kaosu; gri takım elbise yerine sandaletleri, Kurtuluş ordusunu reddi, sakallar ve uzun saçı; antisepsi yerine kirli bedenler ve keçeleşmiş saçı; evlilik ve aile kurumu yerine rastgele ilişkileri, evlilik dışı çocuk sahibi olmayı; barda ya da evlerde içmek yerine uyuşturucu partilerini, ucuz ve sert alkolü; politik bağlantıların yerine soğuk savaştan, Rosenberg’lerden, Nixon ve adamlarından sakınmayı; şehir yaşantısının yerine komünal yaşamı; sıhhi düzenlemelerin yerine alt geçitlerdeki sifonu çekilmeyen, musluğu akmayan umumi tuvaletleri koydular.”(Frederick Karl)

Ginsberg, Kerouac, Burroughs- New York’taki çekirdek- ve daha sonra da Gregory Corso, Peter Orlovsky, Michael McClure, Gary Snyder kendi görüşlerini tüm dünyaya uluyarak edebi ve toplumsal kuralları yıkarken kadınlar ne yapıyordu? Kadınlar nasıl katıldı? Uyum sağlayabilmişler miydi?

1950’lerde kadınlar için tek bir seçenek vardı: evlenip evinin kadını ve anne olmak. Ailenin egemenliğinden kurtulmak kocanın egemenliğine girmekle mümkün olabiliyordu. Bu seçenekler doğrultusunda bir kadın için Beat olmak mutfağa zincirlenmiş bir hayat sürmekten çok çok daha cazipti.

Kişilikleriyle ve ideolojileriyle Beat kültürünü yaratmış olan adamların yanı sıra kadınlar kültür karşıtı eğilimleri dolayısıyla zaten varolan Beat sahnesine adım attılar. Aralarında tek ortak nokta Jack Kerouac’ın On the Road(Yolda-1957)’uyla karşılaşmalarıydı. Açık bir biçimde göze çarpan anlatıdaki eril dile aldırmadan, kadınlar kendilerinden beklenen toplumsal görevlerin dışına çıkıp kendi kimliklerini keşfetme arzusunu onlarla ortak kıldılar. Ve yeni bohemyanın erkek bakış açısına karşılık vermeye çalıştılar, hem baskın kültürün kendilerine dayattıklarıyla hem de akım içinde tanımlanmış cinsiyet rolleriyle baş etmek zorundaydılar. Akımın erkekleri tarafından ya ilham perisi ya da anne olarak görülüyor, sanatsal özellikleri arka plana itiliyordu. Çoğu dışarıda çalışıp, kendini yaratıcılığına adaması gereken sevgililerini desteklemeye çalışıyordu. Kendileri şiir yazsa da bundan bahsetmeyip sessiz kalıyor, yeterince iyi olduklarını düşünemiyorlardı bile. Çünkü bu sessiz kalışların, dile gelmeyişlerin çalışabilmeleri, mobil halde ve güvende olabilmelerinin diyeti olduğunu düşünüyorlardı.

Bu denli konformizm karşıtı olmak pek de kolay değildi. Evlenmeden yaşamak, şair, sanatçı olmak, bir yandan çocuk büyütmek, yola çıkmak kadın için iki kat zorluydu, hele ki toplumsal küçümseme ve aşağılamanın bu denli yoğun olduğu bir ortamda. Joyce Johnson ve Elise Cowen saygın ailelerinden ve onların yüksek beklentilerinden kaçtılar. Diğerleri evlenip Ortodoks olmayan yaşamlar sürdüler. Joan Vollmer Adams'ın William Burroughs’la evliliği, örneğin, varlıklı ve üst sınıf ailelerin kaldırmayacağı bir şeydi. Diane di Prima 5 çocuk sahibiydi ve onları beraberinde aşramlara ve Millbrook’taki Timothy Leary'nin psikedelik komününe götürüyor, VW bir karavanla tüm ülkeyi dolaşarak şiir okumaları yapıyordu.

Hettie Jones’un melez evliliği ve çocukları New York’un Greenwich Village’inde bile skandal yaratmış, ailesiyle arasının açılmasına sebep olmuştu.

Women of the Beat Generation kitabının giriş yazısında Anne Waldman, sevgilileri için canki olan, onlar için hırsızlık yapan, şiirsel ve sanatsal yönlerini gizleyen, popüler olmak için yatıp kalkan, istenmeyen gebeliklerini saklayan, kürtaj için kendi başlarına para biriktiren ya da çocuğunu evlatlık veren yaratıcı kadınlar olarak bahseder onlardan. Kadınlar beat tarzı bir hayata adım atmışlardı da sürdürdükleri yaşam yazar olmaları yolunda yeni engeller çıkarıyordu.

Derleyerek çeviren: Anita Sezgener


Kaynakça:

Women of the Beat Generation, Brenda Knight

Reconsidering Margins – The Women of the Beat Generation, Rogoveanu Raluca

“No Girls Allowed: Women Poets and the Beat Generation.”, Jennifer Love Women Writers: A Zine. Online Journal.

6 Şubat 2010

duyuru

merak edenlere, nerede kaldı bu cin ayşenin 4. sayısı yahuu diyenlere duyuru:

zorlu bir dosyanın altından kalkmaya (sağolsun destek verenler!!!) ve bir sinerji içinde yavaş da olsa (yine de hızlı) sona yaklaşmaya çalışıyor. eksikleriyle gedikleriyle, cin ayşe redaksiyon aşamasına geldi. umar ki bir ay içinde çıkmış olsun. mesela 8 mart güzel bir tarih ancak 8 marta yetişemezse yapacak pek de bir şey yok.

Şiir akımları genelde erkek yapımıdır; bu akımların ışığı altında kadınlar her zaman az görünür olur ve ikinci planda kalırlar.

Alice Notley


17 Eylül 2009

gönüllü "bayaan" çevirmenler aranıyor!


cin ayşenin 4. sayısında yer alacak beat kuşağı kadınları dosyası için çeviri yapabilecek, özellikle konuya ilgi duyan ve gönüllü olabilecek çevirmenlere ihtiyaç var. Ve sadece bu sayıda değil, her sayıda dayanışmak isteyenlere duyurulur. cin ayşenin neye benzediğini biraz olsun blogda hafif ve uçarı bir gezinti yaparak görebilirsiniz. Yazı ya da şiirle katkıda bulunmak isteyenler de olursa, mutlaka değerlendirilecektir. Şimdiden ilgileriniz ve alakanıza teşekkürler.
cin ayşe editörü anita