28 Mart 2017

JOANNE KYGER. Philip Whalen'ın Şapkası / “Şiirde esinlenmeler”


Philip Whalen'ın Şapkası

Sabahın 2:30’unda uyanıp Philip’in şapkasını düşündüm.
            Parlak limon sarısı, çevresinde küçük siperi,
            ve misket limonu yeşili bandı, üzeri
            tropikal meyve baskılı.           
                                                Kazınmış kafasının
            üzerine kurulmuş.  Her şeye ve her bedene büyüklük taslayan.
Kendisi almıştı şapkayı Walgreen'den.
Yani ne yazık ki bir hayranın hediyesi değildi.
Öyle olsaydı, krem rengi giyerdi. Ve elinde çevirmekte olduğu
uzun Budist tahta boncuklu tespih.
Hangi mantrayı okuyorsun diye sordum- bana Zence cevabı verdi
aklı sıra: Sen bunların hiçbirine kafa yorma.
Sen ancak boncuklarla oynarsın.



“Şiirde esinlenmeler”

Rüya:

Bir odanın içi            Dotty’yle bir partiye gitmeye
hazırlanlanıyoruz,
Ducan MacNaughton içeri giriyor ve
“Stephen Rodefer sizi öldürmek için buraya geliyor!
Saklansanız iyi edersiniz” diyor.

Tuvalete kaçıp
Kapıyı kilitliyoruz.

Düşününce
Duncan’ın kendisi ne kadar da tuhaftı.

                                    “Kilisenin kulesinde
                                    sadece bir kişi için yer olur”
                                                            -Robert Frost

 Tekrar basım:Just Space: poems, 1979-1989, Black Sparrow Press, 1991


Çeviren: Anita Sezgener


cin ayşe 4, Beat Kuşağı kadınları dosyasından

24 Mart 2017

Anita Sezgener. Lizbon’dan ‘zehirli rüya’ya yastık

                                     

Alfama

başını koyarsın Emel’in şiirine. Alfama’da bir miradouro’da seyirlik. yokuşlardan gelinen buraya. dar sokaklar, yokuşlar ve “kuş çıkarıp kara kutudan” masanın üzerine koyarsın. sesi sonra gelir. dargınlığın da hoşgörüsü. bir boğulmanın, üstesinden gelmenin şiiri. seni bir sokağa çağırsam gelir miydin? Rua dos Bacalhoeiros’ta kalırsan eğer Casa dos Bicos’a çok yaklaşmış oluyorsun. hani aklında olsun. Fado Müze’sine hemen yanındaki yokuştan çıkabiliyorsun. kaleye, Castelo de Sao Jorge’ye çıkmak istemezsen anlarım. her kale nasılsa korunmak içindir. sen, “İstambol incisi”, en korunmasız dudaklardan en korunmasız elinle çıkıverdin. kalmış bir zaman vardı burada bazen. sen ona sen sevmeyi şiirde yaptın. Eskişehir’den kalkıp Lizbon’a tren garında, Cais de Sodre, sorduğunda Belem hangi tarafta, sen solunda kaldın Mercado’nun. “onca trenden hiçbiri gelmiyor bana” dediğin için kımıldadı tren. inciler hep sendeydi.

burası Belém radyosu

radyo seni çağırıyor. ama planında Belém’e son gününü ayırmak var. bugün bir okurunla buluşacaksın Pessoa’nun kafesi, A Braiseliera’da. yarım saatin var, metro iyi bir fikir olabilir. zehirli rüya yanında. önce varıyorsun, içerinin atmosferini daha çok sevdin, en dipte bir masaya oturdun, porto’nu söyledin Cabo Verdeli garsona.

öz anlatı: kandırıkçı teyyare

geçmiş zaman yakışıyor şiirine. bazen en uzak geçmiş. masa gibi orada. şikayetin şiiri değil. kabul edişin olgun bir meyve olduğu söylenir. Jardim Botanico’ya çok istemene rağmen gidemeyeceğini düşündün, yorgunsun, oysa 1870’lerden ağaçları görmek isterdin. kolonizasyona çok karşısın. bunu tüm okurların biliyor. “o kandırıkçı teyyare” nerede şimdi?

“kimsenin görmediği
yangınız biz”

dünya şiir günü nedeniyle Campo de Qurique’da kurulan fiera do livro poesia yani ikinci el şiir kitabı pazarından sana bahseden kişiye teşekkür ediyorsun. içeriden bir bilgi bu. tramvayın bu hatta güvenli olmadığını söylediler ama sen yılmadın. Tram 28. gölgeler kısalmış. bir şeylerin dışarısı, içerisi. bir soluklanıp espresso içiyorsun. şüpheye yer kalmıyor. dönüp bakmayacaksın. dönüp bakarsan şimdiki kelimeler şimdinin olmayacak.

aktar

şiirdeki gibi bir aktar dükkânı ararken karşına çıkan şey kunduralar ve mantarlar. burada her şeyin mantardan yapılmışı var sanki. bir ağacın kabuğundan. dünya tümden plastikken “Gılgameş gibi bir kent kuruyor aktar”, uykunun içine giriyor sonra, orada senin şiirin var.

“ele geçmezmiş denizin altında gün
sabilerle denizin üstünde yürüdüm”

deniz değil mutlaka biraz Tagus. sonra Atlantik başlıyor. şiirindeki yokuşlar gibi yokuşlar, sendeki zaman-yokuş. kahkahası da olan. camlardan sokak yapsalar. Sé Katedrali Lizbon’un en eskisi. depremlere dayanmış. 9 şapeli var. kiliselere ne rahat giriliyor, şiire girilir gibi. sen hep yardımsever biri oldun. “ben denizi geç gördüm” demiştin ya zaman yankıdı.

“görmedin mi elim rüya içinde”

beklenmiş bir zaman var şiirinde. bunu Ginginja ile taçlandırmalı. Rossio meydanına çıkıp kime sorsan gösterecek likör dükkânını. ne bir sandalye ne de masa, kapısında insan yığını. taneli olanından içiyorsun.
camlar gidiyor. kayboluyorlar. Amalia Rodrigues’in peşinden. yokuş aşağı.
Amalia diyor, elin rüyada ama çekme!

“toprağın hızı vardır yerelmasında
bir salıncağın hızına yaklaşan
ve orada açlığını yatıştıran”

önerildiği için cantinho sao jose’ye gidiyorsun. küçücük bir mekân sokak arasında. sıcak bir karşılama. özel perşembe yemeği… sıcak bir veda. tatlı olarak pastéis de nata’yı tercih ediyorsun. hızını şiirinin hızıyla bir tutuyorsun. biz başımızı koyuyoruz senin şiirine:
“Masumiyet, iplik, tuğla gibi kelimelerle
açıklanabilir bir durum yaratmak istiyorum”


 cin ayşe 15'ten..

20 Mart 2017

SEVİNÇ ÇALHANOĞLU. Youtube Çıkmazı.




Salonda durun
Ayaklarınızla basmayın
Ona vaktimiz yok
Galoşları giyin
Giymeden giriyorsunuz
Tamam girmedik bakın
Galoşlarınızı giyin
Aramanızı yapın
Çıkarın kimlikleri


Kızım Dilek kızım Dilek kızım Dilek


Youtube Çıkmazı

Sağır gündemin dolgu topukları. Aşınan. Her kartanesi kendine biricik şekliyle. 
Yığılan. Geçkin beyaz sayfada tutkulu bekleyişi kopuşun. Yüklenen. Bir sonraki 
adımı. Düşünen. Düşüren. Düşürten. Diğer adımım. Nereye sapacağımı saparsam 
sapık. Olanla şaşkın. Ölenle sarmaşık. Olduğum yerde döndüm durdum, iki 
parmağımın arası genişledi. Hacmini arttırdı kollarım. Kader verilerini girdi.
Cips kola kilit.

Başladığım yer demeye dilim varmıyor. Bu dil çünkü. Sarmıyor. Yüklenen hiçbir 
sayfa yok ki bu bana ayırdığın berrak. Batmasın. Bir dolu gül kurusu. Hiç kokusu 
çıkmadı yine kadınların. Ölümler listebaşı yaptı. Barış ateşi yandı. Halka halka. 
Gidilesi yerleri su bastı. Kutuplar çekildi. Denizler yükseldi. Bundan sonraki 
yaşamdan bile gına geldi.

Ekranla şaka olmaz deyip başına üç kere. Kalbine üç kere. Gerdanlığına üç kere. 
Vur dedi annesi. Vurdu. Test eden hırsını ilmin. Evin en yüksek yerine kaldırdı. 
Artık abdestsiz kimse dokunamaz. Kulak deliklerini bile. Deliksiz teslim aldı.

Bir diğerine değmeden buz zinciri, kendisini hedef gösterdikten hemen sonra
GÜM.

her şey internette kalakaldı.





19 Mart 2017

FERAH DOĞAN. üçgen ve kuzu ve önce



Büyük bir üçgen içinde küçük kuzu kutuplara gidiyor.
Kutup nasıl bir yer, orda nasıldır uyku
Soğuk mu, beyaz mı, soğuk mu
Tren kara, vagon eski, kanatlarında koşuyor.
Yükseliyor yerden, ama daha erken
Koşarken, konuşurken, koşarken, konuşurken
aslında susmak istiyor, ama daha erken
bu plastik bebek parmağını tutan, tekrar ediyor
Bir çardak, bir çardak, bir bardak su..
bir gün, bir gök, bir damla su,
bir çardak, bir çiçek, bir buzdan kuyu..

Bir sır, bir sır kendinden bile saklı
Bir kapı önce kendine kapalı
Bir kanat ama daha erken
Daralan küçülen şeyler
Ne için
Büyüyen ağırlaşan kararan şeyler, ne için
Kendini bilmek mümkün olsa kendini bilecek
ki zaten
kendim, herhalde biraz tuz, biraz kemik parçası

Çok geç, çok genç, çok ağrılı bir ölüm bu. hayat

Tanımadığım bir beden, tarifesi belirsiz bir uçuş,
başında şapkası var, sırtında kürkü
Ben geçen yüzyıldan kalan bir hayvan mıyım
Bir elimde bir taş, bir elimde parçası, bir elimde su
Bir şapka, içinde bir güvercin, içinde uyku
Gücenmiş mi, üşenmiş mi, içinden akıyor su

Çok uzak çok uzak çok uzak

cin ayşe 12'den..