10 Nisan 2023

LAURA BROADBENT. O mu?


O yüksek hızla giden bir otomobilin tekerleğinin yere neredeyse hiç değmediği andır.
O odur.
Bağıran ve öne doğru yükselen bir şeyin haykırışıdır. O her şeyi tüketir.

O etrafımı sarar ve cinsel olarak canlıdır. O acımasızca canlı.
O potansiyelin büyük gücüdür. Onu düşünmek faydasız.

Onu keşfetmeyeceğim ama yine de onunla yaşıyorum.
Cevapların eksikliği yüzünden.
Süt işte o.
Hayatım çok uzun olacak çünkü her an o. 
Bu, zamanın eşzamanlılığıyla ilgili bir soru.


O yaşayan şeylerin doğasında var olan erotizmdir.
O zararlı bataklıklardan yükselen uyumsuz böcek sürülerinin ayinidir. Bana hükmeden kötülüktür.
O zor değil ve kolayca geliyor.
O onunla savaşmamak ve sadece teslim olmak meselesi değil.
O melankoli.
O sabah.
Ona ölümün mücevheri demek geliyor içimden.
Bunu söylemek ona ihanet etmek olur.
Öyle.
O gerçek bir karşılaşma.

tüm canlılar, insan hariç.
Ve o bir mucize cümbüşüdür.
Onun parfümü çılgın bir gizemdir.
O kendi vahşetini aceleyle kontrol eden bir çiçektir.
O ne kadar belirsizdir.
O yine de düzenin içinde.
O biraz çirkin ve aynı zamanda uyum içinde olan insanlardır.
O yaşama cesaretidir.
Onun için bir formül yoktur.
O kalbin daha hızlı atmasını sağlayan açıklanamaz bir aşktır.
O insanın uğruna ölebileceği bir sevinçtir.
O kavrayışı ve her şeyden önce kavrayışsızlığı kucaklayan bir dalıştır. O büyülü, kaba ve zariftir.
O gün ışığında havalanma ve rüyadır.
O gizemli ve büyüleyicidir.
O dolu ve anlaşılmazdır.
O bugün olanın yaşayan ve titreyen siniridir.

Ulaşılabilir olduğunda, işte, yanıltıcıdır çünkü o ulaşılamaz olmaya devam eder. O doğanın muammasıdır.
O paramboliktir -
Bu kelime her ne anlama geliyorsa.

Benim tek kurtuluşum mutluluktur - temel olanın içindeki atonal mutluluk. Bu mantıklı değil mi? 

 

Not: (In on the Great Joke kitabından, Clarice Lispector ile yapılan bir 

"röportaj "dan alıntıdır.)


Clarice Lispector hakkında yazmak üzerine:

Clarice Lispector'un Agua Viva'sını okurken, sürekli "o" hakkında konuştuğunu ve 

"o "nun ne olduğunu söylediğini ama aynı zamanda... "o "nun ne olduğunu asla söylemediğini fark ettim. Saçmalıkları ve bilmeceleri severim. Bana çok anlamlı geliyorlar. Ölmüş yazarlarla yaptığım söyleşiler, In on the Great Joke kitabımın ikinci büyük bölümünü oluşturuyor. 


Laura Broadbent kimdir?

Oh There You Are I Can't See You Is It Raining? (Invisible Books, 2012) ve In on the Great Joke (Coach House Books, 2016) kitaplarının yazarıdır. Halen gizemli kişiler için hayalet yazar olarak çalışmakta ve bunun dışında sessizliğe odaklanmaktadır.

 

https://chbooks.com/Blog/2020/Sunday-Poetry-With-Laura-Broadbent

 

çeviri: Anita Sezgener



CİN AYŞE 19, BAHAR 2023

MELEK AVCI. caps lock : tor


tanımlanamadan geçilen sokaklar 

bütün değil yarım değil

kendinden geçtiğin değil 

içip içmemek mesele değil

böyle yabancı değil tanıdık hiç

benden ne güzel ben olur şey değil

böylece öylesine gergin değil

 

ayaktasın değil topla kendini gibi değil

görüşmeyi mi kabul ettiğin için değil

mi’ye dikkat et

et, et değil

vücut desen değil

teşekkür niye

rica ederim rica ederim gibi 

arada değil ortada o hiç olmamış 

can ne enteresan

kıyak olsun diye hepimize copy past ruh oh

 

her şey büyüttüğümüz gibi mi

her şey büyüttüğümüz gibi değil



CİN AYŞE 19, BAHAR 2023

9 Nisan 2023

MELİKE KOÇAK. YABAN BAĞ


 

Kesik Dil

 

Dünyanın damından kan damlıyor. 

Sokaklara, mahallelere, caddelere, meydanlara, parklara, otoparklara, tren raylarına, tüp geçitlere, tünellere, köprülere, tali yollara, köprü altlarına, anayollara, e-5 karayoluna, çevreyoluna, alışveriş merkezlerine, süper hiper marketlere, pazar yerlerine, topluca konduruluvermiş evlere, pencereleri aynalı kara gökdelenlere, dikenli tellerle çevrili sitelere, güvenlik kabinlerine, okul bahçelerine, hastane koridorlarına, koğuşlara, hücrelere, duraklara, otogarlara, havaalanlarına, bakanlar kurulu toplantılarına,  öğretmen odalarına, mahkeme salonlarına, askeri şuralara, iş yemeklerine, ithalatçılar birliğine, milli güvenlik kurulu toplantılarına, ödül törenlerine, yardım kampanyalarına, sınav komisyonlarına, iş başvurularına, mülakatlara, mesaj kutularına, manşetlere, başyazılara, sanal duvarlara, ödül jürilerine, sempozyum komitelerine, film setlerine, prova sahnelerine, senaryolara, roman taslaklarına, notalara...

damdamdam tımtımtım tıptıptıp şıpşıpşıp pıtpıtpıt 

Beyazları daha beyaz renklileri daha renkli yapan, deniz ferahlığı veren, kireci suyu lekeyi söken atan ariyel persil omo bingo cif ace temizleyemiyor, balerinacif skoçbirayt vileda kağıthavlu beşyüzbinkatlı tuvalet kağıtları çekemiyor bu kanı.

Giderler, kanalizasyonlar tıkanıyor mazgalların kapakları havaya uçuyor kabuk bağlamamış yaralar, kemikler, ezilmiş başlar, elleri bağlı kollar, bilekleri bağlı bacaklar kibritler, izmaritler, göz göz delikler tırnaklar, saçlar, etler, terle yırtılmış duvaklar, kırmızı kurdelalar, beşibiyerdeler, yanık kokulu çığlıklar, ıpıslak kirpikler, bakışsız gözler; kesilmiş, çizilmiş, kopartılmış meme uçları, yırtılmış kızlık zarları, yaralı amlar, pörsümüş sikler yanmış dallar, kavruk yapraklar, kömür karası ağaç gövdeleri, yıkık damlar, kırık pencereler, delik deşik duvarlar kesilmiş köpek bacakları, memeden zorla kesilmiş buzağı gözleri, asıldıkları çengellerde gözleri apaçık levrekler, koyunların yüzülen derileri, kemiklerinden ayrılan ilikleri, ağlamaklı kedi miyavlamaları... giderler, kanalizasyonlar, mazgallardan taşıyor.

damdamdam tımtımtım tıptıptıp şıpşıpşıp pıtpıtpıt 

Yağmur duaları tutmuyor. Beklenen yağmur yağmıyor. Seller akmıyor. Arap kızı cama yapışmış ağlıyor. Defterini eline alıyor. Gördüklerini, dilinden ve derisinden kestiği parçalarla not ediyor. Akan kanına serçe parmağını batırıyor. Gagalarından öpe öpe kuşlar kondurduğu kenar süsleri çiziyor. 

 

Düşbazın Dili

 

Güneşi ısırdın. Ağzın yandı. Yanmayı sevdin. Yandın. Yandın. Dilin küçüldü. Yok. Şimdi. Ayna tuttun. Ağzına. Bir dil uzandı aynadan. Gök mavisi. Yağmurdu. Kardı. Çandı. Kuştu. Dilindeydi. Hepsi. Dildi. Dilin değildi. Sanki. Güneş dilindi. Dilin miydi? Bilemedin. Off! dedin. Aklın karıştı. Çok değil gerçi. Ama dilsizdin. Ne yapabilirdin ki? Yoruldun. 

yaprakların üzerindesin sereserpe yatıyorsun taze güneş doğuyor ağzından kuşlar yatıyorsun sen gözünü ovuşturuyorsun yanıyor gözün ovuşturuyorsun durmadan kırmızı balık düşüyor avcuna ölmüyor yüzüyor avcunda kırmızı gözünün bebeğinde kılçık cımbız lazım yok ayna lazım yok gözünün kenarından incecik kan sızıyor siliyorsun sızıyor siliyorsun sızıyor durmuyor vazgeçiyorsun kan akıyor kılçık retinaya ilerliyor kan sızıyor silmiyorsun 

gözlerin dile geliyor: 

diyor: üşüdüm. 

ellerinle kapatıyorsun gözlerini. 

diyor: karanlık. az ışık.

parmaklarını birbirine daha da sıkı yapıştırıyorsun.  

diyor: kırmızı.

ne yapacağını bilemiyorsun.  uyanacağım diyorsun uyanacağım dayan. 

biliyorsun, gözünü kandırıyorsun. göbek deliğinden yaşlar boşanıyor. ağlıyorsun ağlıyorsun ağlıyorsun. karnın deniz şimdi. balıklar yüzüyor. kıyında güneşleniyorlar. seviniyorsun. 

gözün dile geliyor yeniden:

diyor: bittim. tükendim. dayanamıyorum. nerdesin?

duymuyorsun. o esnada sen, ayı ısırıyordun. parçalayamayıp hepsini ağzına atıyordun. ağzın kamaşıyordu. aydan dil biçiyordun kendine. 

Çanlar çalıyordu. Çığlıklar dökülüyordu. 

Döndün durdun döndün durdun. Ağzının kenarındaki ay ile güneş parçalarını toparladın avcuna. Saksıya diktin. Gözünü tuttun üstüne. Yaş döktün. Gözüne toprak kaçtı. Aynaya baktın. Gözün kıpkırmızı. Yüzünü yıkadın. Gözün kustu toprağı. Lavaboda bir kılçık. Yüzünü kuruladın. Saksıyı sehpaya bıraktın. Pencereleri açtın. Uyudun. 

 

Gebe Dil

 

1. gün: Yatağın ortasına jiletle bir daire çizdim. Çizdiğim yerlerden bahçe makasıyla kestim. Boşluğa bir kova yerleştirdim. Sol kulağımı dayadım. Bekledim. Kalktım baktım kova boştu. Sağ kulağımı dayadım. Bekledim. Kalktım baktım kova, yine boştu. Uyuyakalmışım. 

2. gün: Bıçağın ucuyla karnımı deldim. Deldiğim yeri dibe yana iğneyle yavaşça genişlettim. Yüzükoyun yattım. Bekledim. Uyuyakalmışım. 

3. gün: Uyandım. Kalktım. Önce kovaya baktım. Taze yeşil cevizler. Çatlıyor, yarılıyorlar. Kabuklarını topladım. Avcumu, parmaklarımı kınaladım. Üç ceviz yedim. Susadım. Sürahideki tarçınlı karanfilli limonlu sudan içtim. Karanfili tükürdüm. Elimin üstüyle ağzımı sildim. Yüzükoyun yattım. Uyumak için çabaladım. 

4. gün: Fısıltılara uyandım. Parmaklarım, bacaklarım, sırtım, boynum, kollarım, saçlarımda salyangozlar. Kımıl kımıl. Her kafadan bir ses çıkıyor sandım. Kavga ediyorlar sandım. Yahut yollarını kaybetmişler. Anlamadım. Uyandığımı görüp sustular. Karnımdaki delik tıkanmıştı.Temizledim. Deliğin etrafını elimdeki kınayla çizdim. Durmuş beni izliyorlardı. Gözlerimi sımsıkı yumdum. Yüzükoyun yattım. Bekledim. 

5. gün: Tıp tıp tıp tıp... Tıp. Tıp. Tıp. Gözlerimi açtım. Sesi dinledim. Demek dedim bitti. İçim dışa aktı gitti. Oh! Döndüm. Sırt üstü yattım. Üzerimde kalan son salyangozlar da benimle beraber döndüler. Neden onlar da gitmemişti ki? Nefes aldım verdim, aldım verdim. Sırtıma, karnıma, kasıklarıma gönderdim. Gerindim. İşte tam o an esnedim. Serçe parmağımın ucundan yavru bir salyangoz ağzıma düştü. Bu dedim hiç olmadı şimdi. Tam bitti derken. Dudaklarımın arasına yerleşti. Dudaklarımı kapatamadım. Sonra sırayla bir iki üç... Bunu sevmedim. İçimden yeniden cılk cılk sesler gelmeye başladı. Nefesim hıklı mıklıydı. Gözbebeklerim tavana yapışık. Kör olacağımı sandım. Olmadım. Esnedim esnedim esnedim. Ağzım çatlayacak sandım, yüzüm ortadan ikiye ayrılacak. Olmadı. Ağrıyan başımı yastığa gömdüm. Göz kapaklarım yapış yapış. Uyudum. 

6. gün: Uyandığımda içim boş karnım toktu. Dudaklarım kupkuruydu. Dilimde kan tadı. Dedim allah allah. Kalktım. Su içtim. Limon midemi yaktı. Aynanın karşısına geçtim. Karnımda, memelerimde, boynumda, yüzümde minik oyuklar, delikler. Parmağımla gezdim gözümde. Tek tek. Kırmızı kahve. Kimi ıslak, kimi kurumaya yüz tutmuş. Kabuğa durdu duracak. Yatağın ortasındaki oyuktan elimi kovaya uzattım. Salyangozların karınları şiş şişti. Yavrular büyümüştü. Horluyorlardı. Parmağımla dürttüm. Uyanmadılar. Yorulmuşlardır dedim, kolay mı? Bıraktım. Ben de yorgundum. Uyudum. 

7. gün: Uyandım. Karnımdaki deliği diktim. Diktiğim yerin etrafını ojeyle çizdim. Saçlarımı taradım. Dudağımı boyadım. Yeşil taşlı yüzüğümü taktım. Kulağıma tuttum. Bir ala geyik ile kara balığın havuzda boğulmalarıyla biten pıtraklı aşk hikâyelerini anlatıyordu. Of dedim, amma hikâye! Siyah elbisemi giydim. Kovayı aldım. Sokağa çıktım. Lambalar sönmemişti. Etraf tenhaydı. Soluk sarı ışığı, camları lekeli arabasıyla poğaçacı önümden geçiyordu. Arabanın ağzından buhar yükseliyordu. Yüzü gölgeli poğaçacıya günaydın dedim, bana bir sade poğaça lütfen. Buyrun dedi, durdu, baktı, başını kaşıdı rüzgâr dedi esti esecek, inceymiş üzeriniz, size de günaydın. Poğaçamı ısırdım. Ağzımda dağıldı. İçime sıcaklık yayıldı. Yağlı parmaklarımı elbiseme sildim. Kiliseye yürüdüm. Dönerli merdivenlerden dura dinlene kuleye çıktım. Kovayı duvarın üstüne bıraktım. İpi tuttum. Çektim. Çektim. Dan, dan, dan, dan, dan... Kova bir iki zıpladı yerinde, durdu. Mıhlanmıştı. İpi vargücümle çektim bu sefer. Kova devrildi. Rüzgâr coştu. Salyangozlar gökte uçuyor yeni görev yerlerini arıyorlardı. Dilim ceviz doğurdu.  



CİN AYŞE 19, BAHAR 2023

MİRAY ÇAKIROĞLU


 

 

 


"3-8-2022

 

Ne kadar küçük olursan ol, ağzını uzatıyorsun ısırmaya.

O sana doğru geleni"




CİN AYŞE 19, BAHAR 2023

MÓNICA DE LA TORRE. SON MART


 

es marzo marzo es

marzo es marcha

es amarse es marte de la guerra dios

amarte es a marte y es marcha

marchan los días y la batalla

sí la batalla sigue sí hay círculos

que nunca se cierran círculos que se cierran

círculos que se cierran círculos que nunca se cierran

círculos círculos y círculos semicírculos o circunferencias incompletas

hay círculos que son círculos que son ondas en lo menos hondo

de las superficies líquidas que son olas y círculos que son ondas sonoras

círculos sonidos que son idos o son nidos

hay círculos que son nidos y hay círculos que son idos

continuándose en círculo en espiral

los círculos nunca se cierran

 

GEÇEN MAYIS

 

Tuhaf, bu dilden başka bir dilde iletişim kurmayı düşünmüyordum ama işte buradayım. Resmen huzursuz hissediyorum ve izler bırakıyorum.

 

Şu anda buna giremem, bu yüzden sorun olmazsa ileri geri gideceğim.

 

Diyagramatik bir ruhla, bir kafede çiçek açmış bir ağacın altında maskesiz oturuyorum.

 

Bir Avrupa bakır kayını değil. Bu büyülü felakette böyle bir heybete yer yok.

 

Kelimelerin itaatsizliğinden, şairlerin çalışmayarak nasıl çalıştığından bahsediyordu. Bu sırada dünyanın çarkı dönmeye devam ediyordu.

 

Gölgeler bile tükendiğinde.

 

Döngüsel bir şiirdeki olası son sözcüklerin hepsi besin suları, nanopartiküller ve mRNA ile ilgiliydi. Sonunda tersinden bir altılama(sestina)ya dönüşmesi şaşırtıcı değildi.

 

Şubat ayındaki kafa karışıklığından önce Kasım ayında aile fotoğrafları vardı.

 

Mirror.com'da size fitness'ın geleceği gösterildi.

 

Tüm ayna yansımalarında olduğu gibi, görüntü ters çevrilmişti - bir çeviri.

 

Gelecek sadece geriye dönük olarak görülebilir.

 

Hayır, dün gece değil. Öğleden sonra, işlerin yoğunlaşacağı konusunda bizi uyardığında.

 

Işık kutusu büyük harflerle "trendi izle" yazıyordu. Altında, dün geceki aynı evsiz kadın, poşetlerinin içindeki eşyalar etrafına yayılmış.

 

Yeraltı, şebekenin tek gerçek ölçüsüdür.

 

Bir başka olay, günü yine rayından çıkarıyor

 

Olayı tanımlayın.

 

Ayrı bir deneyim birimi olan bir eylem veya durumun meydana gelmesi.

 

Yani sizi varoluşun akışının dışına mı çıkarıyor?

 

Bunun gibi bir şey, evet, ancak genellikle tanıdık ve ayrı durmuyor. Aslında günlük yaşamın dokusuna derinlemesine işlemiş, ancak yine de bir akımın tersine,  her şeyden izole olmayı başarıyor.

 

Para biriminiz nedir?

 

Kriz yok.

 

İçinizdeki acımasız iyimser mi konuşuyor?

 

Saçma. Kahvaltıda ne var?

 

Seninle ilgileniyorum. Bu bir saygı göstergesi.

 

Karşılıksız.

 

Karşılıklı.

 

Kötü, iyiden daha iyidir. Rodrigo böyle önermişti.

 

Beckett'e yapılan gönderme çok açıktı, yine de bağlantının zekice olduğunu düşündü.

 

Quería que me volviera más mala. 

 

John Rodrigo'dan bahsedince aklıma tavus kuşları geldi. 

 

O zaman iki Rodrigo oldu. Me lo dijo un pajarito. Küçük bir kuş bana söyledi, o zamanlar görkemli kuşlar konuşabiliyormuş. 

 

Destansı gidip gelmeler ve hâlâ şimdiki zamanın sürekli döngüsü.

 

Richard'ın Dünyanın Sonu İçin Mezmurlar'ı için müzikal olmayan altyazılarım böyleydi. 

 

Doksan saniye kaldı, sonra psikocoğrafyaya dönüş. 

 

 

O MART

 

Bir eldiven muz kabuğu değildir 

kaldırımda. 

Bağlanmamış veya bağlanmış, sıkça

görülmüş. Yatık, 

elin uzanmasıyla serbest kalan.

 

Yoldan geçenlere işaret veriyor, 

geride bırakılmış, atılmış - ya da

gözden kaçmış. Konuşuyor

bitkin jestlerle, kendimizi nasıl

koruduğumuzu. Bir, çok olur,

yayılır. 

 

Yardımcı maddeler arasında nitril işaretler, 

maskeler, çöpler, parklar, alışveriş arabaları ve 

hiyeroglifler arasında 

farklı bir anahtarda, lekeler. 

Korkunun hayalet şifreleri. 

 

Minimal bir koreografi içinde 

Yokluğun pandomimi. Uykuda,

iltihaplanan düşünce. 

Düşmüş çiçekler, sahte 

kuşlar.

-- 

 

Not: bu şiir, "Belgeyi Duraklat "tan alınmıştır.

 

https://www.poetryfoundation.org/poetrymagazine/poems/157527/from-pause-the-document

 

çeviri: Anita Sezgener



CİN AYŞE 19, BAHAR 2023

MONICA KIM. koş: boru


                      

uyku : beden hareketsiz. rüya : beden koşuyor

ayaklar betona çarpıyor. bir boru var

 

ve görünürde başka hiçbir şey yok. kapalı gözler görüyor

borudaki karanlığın içinden

 

bedeni  sarıyor. beden bilmiyor

kaçtığı şey sadece boru,

 

cesedi kabuğunda saklayarak

bedeni bir boru kalıbına-

 

sıra. beden takip eder

bir boruya zincirlenmiş insanların sırasını-

 

bir gökdelen büyüklüğünde, şişirilmiş

yerleşimci sömürgeci şirket açgözlülüğü üzerine

 

damarlarında. beden kaçar

boruya : borudan uzağa : koş.

 

 

https://www.anthropocenepoetry.org/post/run-pipebymonicakim

 

çeviri: Anita Sezgener



CİN AYŞE 19, BAHAR 2023

MURAT ÜSTÜBAL. FAZMOFOBİ

 

keskin miyopinin art ürünü

bir kesafet akıyor: blacksideofthemoon

görünürün fantazmagorya devirdiği

blackside zapın gulyabaniliğinden 

Gulliver tipi esarete

yabanın yabancısıyım yabanilik ökçeli.

 

Ölçeklere tutunan bir ayarsızlığın adsızlığı

Gulac boyu taşınır tundralarda

gül bir defa daha yolluk yollu

yolunan hayaletin dibinde

korkulan olana dek yabani.

 

Şehrin immünü çökelmiş mümkün menkıbe

mertebe tartışılır diye problu uğrak

çizikler ağlağı tecrübeden yaftalı

yatak altı numenlerin cenneti

problar aşkına güç ondan ağdalıya

hizalama memurunun yamaklığıyla deklare.

 

Klorofile doyacağız hayaletlerle

bitkisel yaşadıkça teslimi demokrasi

istibdata dair her düzensizlik

kolaya kaçışı dionysos müptezelinin

hayal ettikçe düzinelerce dayanak

kolaycılığı medeniyet uzlaşısının.

 

Hayaletlerin ömrü: ağzına yabancı yabanın dişi kadar doğal

mühletler arası bir çürük.


CİN AYŞE 19, BAHAR 2023

NAN SHEPHERD. Tepe Yanıyor

 

 

Yani tortu olmadan

Akar açık yanıkları ülkemin,
Son derece saf,
Işık kadar şeffaf
Kendi bütünlüğü içinde toplandı,
Berrak ve renksiz;
Ya da yeşil,
Havanın berrak derinlikleri gibi,
Işık kendi üzerine yığıldı,
Yeşil pinyonlar gibi,
Yaklaşan gecenin sıkıntılarını yararak,
Kendi berraklıklarında parlıyorlar,
Dağı koruyan büyük meleklerin;
Ya da kehribar kadar berrak
Kristal gövdeden sızmış olabilir
Cennet Ağacının.
Hayatın sembolü,
Tanrı'nın huzurunda ebediyen büyür.
Ve bu saf sular
Adamantine kayalarından atlar.
Granitler ve şistleri
Karanlık ve inatçı ülkemin.
Cılız yüksekliklerden yuvarlanıyorlar,
Sert ve ıssız topraklar,
Braeriach platosu
Temmuz ayında bile
Rüzgârın kataraktları
Öfkeli denizlerin gümbürtüsüyle ağıllara çarpıyor;
Ve Corrie Etchachan’dan
Aşağı ki uçurumlu bir
Dar geçit
Gürlüyor kaya parçalarında
Kış fırtınalarının kırdığı
En ilksel yerlerinden;
Ve Muich Dhui'nin zirvesi,
Kaya, dona ve buzun eski öğütücülüğüne karşı meydan okuyor,
Kör edici bulutun soğuk öfkesiyle ıslanmış,
Kar tarlaları, sonsuz bir yok oluş dünyasından gelen hayaletler gibi beliriyor,
Ve çok aşağıda, Etchachan'ın karanlık sularının parıldadığı yerde,
Dipsiz bir boşluk.
Bu dağların dışında,
Plütonik kayanın meydan okuyan işkencesinden,
Ateşten, dehşetten, karanlıktan ve kargaşadan,
Atlıyor  açık yanıklar,
Yaşayan su,
Varlığın saf özü gibi,
Kendi içinde görünmez,
Sadece hareketiyle görülen.

 


https://www.scottishpoetrylibrary.org.uk/poem/hill-burns/

 

çeviri: Anita Sezgener



CİN AYŞE 19, BAHAR 2023

NİLAY ÖZER. siyah hayvan

NİLAY ÖZER 

siyah hayvan

 

                                     

 

burada başlatmalı geceyi dört ayaklı gölgeni öne sürerek

kürkünün soğuğuyla mayalanmış sular.. taşlaşmış sığı ve derinleri

beni içine içine çekiyorsun siyah hayvan

 

 

konuşmak bitti uluyorum nefesimin gücü kadar yükseliyor U

uluyorum uzayın uğultusuna dünyanın zonklamasına 

kimi çağırıyorsam cayıyor sözcüklerden haz halinde U

buraya bir çukur bırakıyorum içine doğru ulu

buraya bir U bırakıyorum 

 

 

saçıldım dalgalar ve tanecikler halinde 

dikeyde ve yatayda dağılıyorum

hava köklerim yok emiyorum havadaki yası

su köklerim yok suya tutunuyorum gözlerindeki

tadıyor etini siyah hayvan duyargası dilim

buraya bir hırlama bırakıyorum panthera pardus

buraya bir uluma canis lupus albus

 

 

çünkü tek bir ses ama her şeyle birlikte titreşiyor U

büyük öğlesi gibi gölgesizliğin

iteliyor hayatın üzerinden daha güneşli bir hayat beklentisini

susmayan ağızları isteğin.. tam isabet sözcükler o denli incelikli

kendini yakaladın mı hiç avda kendine ayırırken sonrayı

hava elektriklenir ve tekinsizdir evren

buraya bir sürtünme bırakıyorum dolichopis jugularis

buraya bir çıtırtı ısırık ve titreyiş

 

 

sahi gözleri olan şeyleri mi öldürdünüz?


CİN AYŞE 19, BAHAR 2023

NİS TUĞBA ÇELİK. Monat Biliş

 

Okumayı bilmeyenin elinde tuttuğu zarfın içinde kâğıt parçası. Bir mektuptur.

Aşıktan/aşktan çok uzaklardan gelen (uzaktan olmalıydı, öyle dedi, Dionysos’tur o çok uzaklardan gelir; yıkar, parçalar, dağıtır sonra da gider.)

Dedim mi, bilmez okuma yazmayı. Sesi çıksa bağıracak. Sokak gürültünün hamur kazanı. Kaldı mı okuma yazma bilen. Şu elimdekinin dermanını bana anlatacak kimse. Bu harfler, harf mi denir buna? Sesi katmıyorum, anlaşalım dudağınızı kıpırdatsanız da yeter.

Yaşatmak istedim, öldürmek değil. Dövüş horozuydu. Düpedüz horozdu. Horoz’a horoz diyen, böyle demekle kalmamış. Küçüktü karton kutunun içinde. Dövüşmek şöyle dursun. Eve aldım. Battaniyelerimin arasına sardım, avucumun içinde ısıttım. Ben de, o da çok küçük olduğumuz için. Henüz büyük olmanın ne demek olduğunu bilmediğim için kapladığımız yer kadar onunla aynı bile sanıyordum. “Kız”dım. Büyüyünce onun gibi “dövüş kızı” olurum sandım. O öldü ben nefes almaya devam ettim. Kız bile olmadım. Başka sığınacak yer yok. Tekrarlıyorum. Yaşatmak istedim. En sıcak yeri aradım, acilen, en çabuğundan, boynu biraz daha sağa doğru kırılmadan, bakışları tam bakış olsun diye, ince göz kapakları biraz daha ısınırsa diye. Tekrarlamakla yükümlüyüm. Isıtmak istedim, öyle olursa yaşardı. Sıcak-Soğuk oyunu oynamak gibi. Acilen harlı bir yer aradım. Buldum. Evin-pişiren yeri- fanları gürültülü. Yaşatmak isterken son kez elime aldığımda boynunu tutmak için çok uğraşmam gerekti. Uzadıkça uzadı. 

Tekrarlıyorum (Öldürmek değil)

Harfleri yaşatmak istiyor. Nasıl olursa. Elinde bir kâğıt parçası. Duymaya yürüyor, arıyor. Yaşatma arzumun/ölüme tahammülsüzlüğüm kimseye yakıştıramayışım. Yaşatmaktan başka bir şey bilmediğim yerlerimde bir çocuğun ölüme mahali var. En derinlerinde kim?

 İmgelerin çarpıp çarpıp buruşturduğu zihnimde mahaller var… 

Sonunda okuyacak birini buldu.(Buster Keaton diyordu, seyirci ne yapabileceğimi tahmin etsin ki, onları şaşırtabileyim.) Buyrun, dedi. Yol verdi. 

İki kişilik yer yok hiçbir yerde. Kaldırımın her bir cihetinde kıvırta kıvırta elinde püsküllü arabası şimdi önde olan o. Bakakaldı. Omuzları oynak, elleri dolma dolma parmak. Bu kaldırım onları bir araya getirdiyse, belki bir süreliğine- yine de unutulmak üzere. Kutsaldır. Okumadı. 



CİN AYŞE 19, BAHAR 2023