16 Mart 2017

Defne Sandalcı. bahçe günlüğü 2 (vahlar tutanağı)



DEFNE SANDALCI
bahçe günlüğü 2
(vahlar tutanağı)                                                                        
                                                                 Tardu’ya

Bahçe duvarının ardına temkinle çıkıyoruz, çıkınca hep bir şeyimiz daha gitmiş oluyor, onların izine rastlıyoruz, sarsılıp geri çekiliyoruz- kayıp geçitlerin yerini olur a tespit edince de, yeni bir gizli olasılığın yıkkın çarpıntısıyla. bu duvar, nereye kadar.





sarmaşıklı duvarda, poyraz olsa gerek, yapraklar hışırdıyor, köpek, kedi dolaşıyor sandı. rüzgâr nasıl da ölümsüz meğer!

bu duvarın karşısında dakikalar sayılır. dakikalar coşkun sarmaşığın yaprakları kadar, belki daha fazladır..

dakikalar, duvarın ardından yükselen fena insan uğultusuyla/kalbi kötülemişlerin akşamları saydırdığı kurusıkılarla/arsız bir sevincin patlattığı havaifişekleriyle/az aşağıdan gelen gündelik linç haberleriyle/sessiz telefon heceleriyle ezilirler burada 

ölüm de      bugünlerde

cümlelerimiz,  hislerimiz çalınıp bir boşluğa kaçırılmak üzere

ne adaleti var ne mantığı, alıştıracakmış kendine!

biz canlılar, canı içinde duranlar, farazi siperlerde

seninki bizimle pis bir ilişki kurdu  -bir gelgit arafı, bilmiyoruz biz bu dili! bileceğimiz yoktur bizim bu dili! diyoruz, konuşmuyoruz ha seninle!- iskeletini ele geçirip öne çıkarmakla haftalar geçiriyor, biz senin belirginleşmiş kemiklerinle, kemiklerine yapışmış dünya sıkkınlığınla sakin ve dingin bakışmayı becerirken (çünkü eski ve bildik şeylerin bir değişmezlik vaadi var ya sanki, onlara tutunup yatışıyoruz; damarlarımız da derilerimizin altında, delinip bir şey zerkedilsin gerektirmiyorlar) bu musallat öcünün çalımlarını öyle bir, öyle bir görmezden geliyoruz ki  
                  
işte bak seninle tepemizde halâ aynı metan gazı,  aynı kaçışan kuşlar, aynı kanserli hücre meselesi, aynı uğursuz helikopter diye seviniyoruz

dakikalar bahçedeki topraktaki böcekler kadar

böcekler! sizi nasıl da unutmuştum- kadavralarımız ki sizindir.  ve biz ki bedenleri görebilir, onları sevebiliriz, onlara dokunur, onları öldürebiliriz ancak
(ruhlarımızı, ki quantum, kanatlı böcekler taşısa ya  belki)

biz ki beden ötesinden ne anlarız, hem şu durum düpedüz quantal!*

tüh sana fani beden! sensiz nereye kadar

biz ki şekli tanırız –hayat bitince dönüşüm başlar


azalıp çekiliyorsun kemiklerinin üstünden bir yere doğru


toprak fikrini hiçbir zaman sevmedim-  bedenin ne işi olabilir onunla? üstündeyken üstünde durulacak bir yer izlenimi yaratıyor, altındayken de sanki hâlâ varmışsın. ölümle o ittifakı, diğer elementlerin arasına girmişliği, o kibri!

halbuki hafifçik beden rüzgârla havalanabilir bu yataktan, rüzgâr â’sının şapkasını kapabilir, nefeslerimize karışabilir– böyle bir anlaşmaya belki hâlâ varılabilirdir? hak tü alâ tıbbiye şah! izin verir mi acaba?



bahçe duvarından geri geri çekilerek çıktım- usulca sıyırıyorum işte bu yerden, uzak mümkündür deniycem. (meğer ki uzak, hafızayı sıfırlayabildiğin yerdir)  vardım yine ege’nin kıyısına- ege denizi karardı. senin dağdaki küçük dikdörtgen toprağının üstünü de karanlık örtmüştür şimdi. dağdan tüfek sesleri geliyor– belli ki insanların parmakları tetiğe basıyor, o p a at! sesi, o tetikteki parmaktaki kör hak... devletleyen halkı kan bürürken zahir,  alıştırmalar hep  hayvanla,  yeryüzündeki en masum bakış, arpacığın açısından azıcık yana kayamadan- o kadar kolay şey hayvan

ege denizi karaltı. p a at’larla irkilen köpeklerin ulumalarını, karşılıklı ve kısa heceli yanık havlamaları izledi, koy boyunca yayıldı bu vaveyla. yay gibi gerildim bir alıcı cihaz/geniş kulak kapsamı  yatakta- köpekler neyi anlıyor ki şu anda? ben de böğürdüm artık- uludum de denilebilir. sürüye katılmak şimdi, katılsam, ya deniz ya dağ. dağda tetik.. Sen olsaydın bacaklarını zangır zangır sallardın.
toprağın üstündeki bu gecenin kötülüğü de bu kadarla kaldı galiba.. köpekler sakinledi, ben kaslarımı bıraktım biraz, mecburen.. tekin gelmez de uyku gelir belki.. kötülük gitmez de hayal gelir belki, bir canlı günü bitiminde daha..

hayaletler ki saydamdırlar, hem vardırlar, üretilebilir ve sayılabilirler, gezdirilebilirler onlar, gezdirirler bile kendilerini, artık olmayan bir sinema salonunda yan yana oturabilirsin onlarla

puhu kuşu ninnisi: var-ım- var-sın var var var var –mı  var-ım-var-sın var var var var -mı var-ım-var-sın-  var var var var -mı

Ölü, hatırlayınca




                                                                                                                      *bir uyarıma ya hep ya hiç tepkisi

cin ayşe 15'ten..

Hiç yorum yok: