27 Haziran 2013


DİLEK ALICIOĞLU CÖMERT

PINAR SELEK VE GEZİ PARKI DİRENİŞİ MASALI

Yıllar önce ışıltılı bir kadının projesiydi bu. İlmek ilmek dokuyarak, nakış nakış süsleyerek ortaya çıkarmıştı bu çalışmayı. Şiddetsiz çatışarak dönüşmek. Amargi, Gökkuşağı Kadın Derneği, Dut Ağacı, Lambda ve Dayanışma Sendikasının dahil olduğu bir masal projeydi. Hakikaten bir masaldı. Koskocaman bir deve sadece kılıcıyla karşı koyan bir şövalyeydik. Kupkuru bir çöl olan bu toprakları sulak yeşillikli bir araziye dönüştürmekti amacımız, çevrede hiç su kaynağı olmamasına rağmen.
Bu ışıltılı kadının gözü karaydı. Öyle içinde bulunduğumuz şartlar uygun mu falan gibi yıldırma söylemlerine kulağı tıkalıydı. Sonuçtan tam bir başarı bekleyen egosantrik tipler değildik. Ama inanıyorduk yaptığımız şeye. Önemli olan da buydu.
Birbirinden farklı beş dernek çıkmıştık yola… İki kadın derneği, biri gey lezbiyen eşcinsel dernek, diğeri ekoloji derneği ve işsizlerin sendikası. On yıl önce marjinal derneklerdi bunlar. Toplantılar yaptık. Anketler düzenledik. Kendi içinde birimler oluşturduk. Bir kadın danışma merkezini bile hayata geçirdik. Günlerce süren sokak eylemleri yaptık. Mahallerde birbirinden farklı renkler bir araya gelip tartıştık. Çok saftık, deneyimsizdik ama yaptığımız işe gönül koymuştuk. Hiçbir konuda uzman değildik. Gücümüz de güçsüzlüğümüz de buradan geliyordu. Daha önce böyle bir deneyim yaşanmamıştı. – tarihi kendimizden başlatmamak gibi bir ilkemiz olduğu için- en azından bize böyle bir aktarım doğrudan akmamıştı.
Anketleri düzenlerken her örgüt beş soru üstlenirdi. Ortaya çıkan anket öyle bir hal alırdı ki kendi içimizde çelişkiye düşerdik. Örneğin, bekaretini kaybetmiş bir arkadaşımızı dışlamak mı gerekir onu anlamak ve yanında olmak mı gerekir gibi… Bir kısım için bunun sorulması bile gereksizken bir kısım için böyle bir ihtiyaç vardı. Bunun gibi birçok soru. Eşcinsellik bugünkü kadar görünür değilken, organik tarımın esamisi okunmazken binlerce üyesi olan işçi ve memurların sendikasının yanında işsizlerin sendikası devede kulak kalırken anketteki sorular her bir örgüt üyesini nasıl çelişkiye düşürmüştü acaba.
Mahalle toplantılarının kasetlerini çözümlerken seslerin farklılığı aynı zamanda aynılığı bizi nasıl da şaşkınlığa sürüklerdi. Biri trans, biri Kürt, biri çingene, diğeri yoksulluğun dibinde ama Türk. Birbirimizi ezmeye çalışırken ezildiğimizin farkına nasıl varacaktık.
Bugün güven parktaki forumda biri çıkıp dikmendeki eylemlerden rahatsız olduğunu, bu eylemler yüzünden uyuyamadığını söyledi. Bunun üzerine dinleyenler ses ve ıslıklarla tepki verince başka biri çıkıp acılarını, niçin eylemde olduklarını anlattıktan sonra böyle yüksek sesli tepki verilmesini doğru bulmadığını söyledi ve buna tepkinin farklı olması gerektiğini hatırlattı. Bunun üzerine forumun aynı heyecanla devam etmesi nasıl da yüreğimi ısıttı. Kırk yıl düşünsem yan yana geleceğine ihtimal vermeyeceğim sözler yan yana. Bazen tahammülle, bazen sevgiyle, bazen dayanışmayla… ama yan yana.
Masalın, masalımız gerçek oldu Pınar. Bugün gezi parkında güven parkta kuğuluda abbasağada yoğurtçu parkında ve Türkiye’nin bir çok ilindeki parklarda ITEP(İstanbultoplumsal ekoloji platformu) teki düşümüz hayat buldu. Bu çorak, kuru toprağa harladığın pınar, anita sezgener, yeşim,dilara, öner Neslihan, ülkü ve sayamadığım bir nice kişiyle beslendi. Başka masalların pınarıyla birleşerek koca bir göle dönüştü.
Sen Gezide Güvende Kuğuluda, Abbasağada, Yoğurtçuda diğer tüm parklardasın. Bir genç kadının yüzünde, bir delikanlının gülüşünde,bir çocuğun uykulu gözlerinde, bir annenin haykırışında, eski tüfek kadın ve erkeğin çizgilerinde bir kedinin miyavlayışında köpeğin hırlayışında, takkeli kuşun kanadında, martının çığlığında,sen Türkiye’desin. Sen bizimlesin. MASAL YAZAN MASAL KAHRAMANI KADIN. Seni vatanından, bizden koparamadılar, sen bizimlesin.
NOT; Bir zamanlar senin için masal yazma kampanyası düzenlenmişti. Bu benim gecikmeli masalım.

23 Haziran 2013


Direniş ve Egemen / Göksun K. Yazıcı


1.Her şey yüksek bir sesle soru sorarak başlar. Bu nedir? 2. İsyan soruları önceler, tek bir ünlemin yüksek sesle dile getirilmesidir: Artık, yeter! 3. Direniş soruları sorar: neden, nasıl, ne, kim? 4. İsyanın ne zaman patlayacağı, direnişin ne kadar süreceği bilinmez. 5. İsyan patladı, direniş başladı. 6. Artık gündelik dilin temeli oldu direniş. Bağlamı değiştirdi. Sözcüklerin başka bir anlamı var. 7. Direnişin sözlüğü yazılacak. Bizlerden alınmış sözcükleri, güçsüzlüğümüzle örülmüş dili kırıyoruz. 8. Egemen, sözcüklerimizi çalar. 9. Egemen, sözcüklerimizin arkasında duran bizlerin gücünü emerek hepimizi güçsüzlüğün diline mahkum eder. 10. Bizler, güçsüzleştirilmiş dille konuşanı kendimiz sanarız. 11. Egemen güçsüzleştirilmiş bedenlerimizden kişilik ve kendilik çıkarır. 12. Direniş bu güçsüzlüğün kırılmasıdır. Kendinden öte istemektir çünkü egemen bizleri kendi çocukları olarak celp eder. 13. İsyan ve direniş celbi  iade eder. “Hey sen!” diye bağıran egemene tek bir soru sorar: “Ne?” Bu soru cevaptır. Buradayım, ismimi çağırana sesleniyorum: “Ne?” Buradayım ve istediğin gibi durmuyorum. Biber gazı oley! 14. Egemen, iradesini devralmak için halkı ve iradeyi icat eder. İrade devredilmek için icat edilir. Halk yoktur, tek bir irade yoktur. Bedenin ve zihnin kuvvetleri devredilemez. Başkası bizim bedenimizde yaşayamaz, bizim bedenimiz başkası için yaşayamaz. 15. Direniş, güçlü bedenlerin birbirinin gücünü arttırmasıdır, bu yüzden daha az “ben” olmayız, daha çok “ben” oluruz. Direnişin bedeni okyanusta kaybolan damlalar gibi değildir. Her damlanın diğer damlayla okyanusun gücünü taşıyabilmesidir. 16. Egemen bizlere ne kadar güçsüz kalabileceğimizi öğretti. Şimdi direnişle ne kadar güçlü olabileceğimizi, hayatı ne kadar sevebileceğimizi, bedenimizi ve zihnimizi ne kadar şenlendirebileceğimizi öğreniyoruz. Ne kadar yaşam dolu olabileceğimizi bilmiyoruz. 17. Hepimiz direnişin çırağıyız. Bedenlerimizin zihinlerimizin çırağıyız. Direnişin bedeninin zihninin çırağıyız. 18. Soru sormaya devam edelim: “Egemen ne yapmıştı?” 19. Cevap tarihten geliyor: Her kişiyi eriterek biçimsiz bir bedenin iradesini aldı. Bizleri suçun, mülkiyetin ve yoksulluğun öznesi yaptı. Diğer bedenlerden güç almamı engelledi. Herkes biribirinin cehennemi oldu. Kolayca suçlanıp kolayca mutsuz olabilirdik. Dünyanın düşman bir yer olduğunu, bu dünyanın bizlerin olmadığını öğretmeye kalktı. 20. Soru sormaya devam edelim: Taksim komünü ve tüm direniş ne yaptı? 21. Komün, ortaklık becerilerimizi verdi bize. 22. Direniş, egemenin sınırlarına dinamit koydu, ocağına incir ağacı dikti, köküne kibrit suyu döktü. 23. Duran adam ne yaptı? 24. Cevap basit: Taksim meydanına “kolektif ve siyasi” giremezsin diyene, sen sadece bir kişisin ve kişi olarak davranabilirsin diyen egemenin karşısına “kişi” olarak çıktı. 25. Kolektif olduğunda meydandan sürülen beden, egemenin karşısına kişi olarak çıktığında egemenin uslu olsun diye icat ettiği “kişi” kavramını dinamitledi. 26. Egemen suçlayabilemek için yarattığı “kişi”, egemenin kendini çoğalttığı “kişi” onun karşısına kolektifle en derin bağlar kurmuş olarak çıktı. 27. Sivas Madımak önünde duran insanlar. 28. Ethem’in, Hrant’ın katledildiği  yerde duran kadınlar. 29. Biz artık egemenin çocukları değiliz. 30. Bir kişiyi hayata getiren tüm yaşam bağları direnişle damarlarımıza bağlandığında, bizleri öldürenlerin karşısına tek tek kişiler olarak çıktık: Arkadaşımı bekliyorum, adı Ethem Sarısülük. 31. Egemen sömürünün, kendi varlığının bedelini  hepimizin adına yazılmış özel faturalar  olarak göndermişti. 32. Kendi adlarımızı yazarak bu faturaları ona iade ediyoruz. 33. Adım direniş, bende çok isim var. Egemenin öldürdüğü isimleri bekliyoruz. Egemen gidince hepsi geri gelecek, kendi isimleriyle. 34. Egemenin sömürdükleri isimlerini direnişe yazdırdılar. Egemenin artık çağıramadığı Yakup, kurbağalara bakmaktan geliyorum dedi ve bunu üç kez söyledi. 35. Soru sormaya devam edelim: Ayrık otları gibi çoğalan park forumları nedir? 36. Her yer Taksim, her yer direniş! 37. Söz kazanılır. Sus, dur, yapma diyerek oluşturulan kişi söze başlar. Sözle başlar. Uslu kişilik dinamitlenir. 38. Egemen, bedenin sözün gücünü emmişti ya, söze başlayan her kişi egemenin gücünü soğurmaya başlar. 39. Egemen yıkılacak bir şey değil, emilecek, soğurulacak bir şeydir. 40. Devlet bir kapıymış yıkılmaz, egemen dış kapının mandalı değildir. 41. Egemen gücümüzü emmek için kılcal damarımız olur. Bizim sandığımız kalp, onun için atmaya başar. Şiddetle biçimlenmemiş bir alanda, bir forumda söze başlamak, kılcal damarlarımızı yeniden bizim kılar. Egemenin öldürme gücü böylece soğurulur ve yaşam gücüne çevrilir. 42. Egemeni oluşturan küçük şeylerdir, küçük şeyleri kendinin kılarak büyür. 43. Forumlar küçük şeyleri büyük egemenden ayırır. Küçük sorunlarımız vardır; mahallemizde, kapımızın önünde. İnsancıklar olarak bunlarla boğuşmamız istenir. Şiddet korkusu olmaksızın toplanırız, her küçük sorunu birlikte ele aldığımızda egemen pul pul dökülür. 44. Sonrası büyük işlerdir. Egemen bizleri sokmayarak büyük işler yapmaya kalkar. Bizler burunlarımızı sokarız. 45. Böylece egemen tek bir irade olabilme gücünü yitirir. Devralacağı bir irade yoktur. 46. Çokluk ve tekillik. 47. Egemen için soğurulma zamanı. 48. “Mutluluk kolektif olduğunda yıkıcıdır.” 49. Direnişin sözlüğünde, mutluluk başkasının sözünü merakla dinleyebilme gücüne denir. Özgürlük de buna benzer çünkü soru, birlikte neler yapabileceğimizin sorusudur. Başka bir bedenin tadının damağımızda dolaşması. 50. En büyük şeyleri mümkün kılan ağzımızdaki bu tattır. 51. Gerisi bu tadın yaratacağı dünyayla ilgili, egemenin işgal ettiği yerlerden çekilmesi. Temsili demokrasinin parçalarına ayrılması, oikos nomosun yarattığı kişilikler ve yaşam koşullarının değişmesi. 52. Barikatların ardındaki şair, “ben bir başkasıdır” diyordu. 53. Başkası olmak isteyen benin, her nefesinde direniş. 54. Kılcal damarlarımızda kurulan barikatlar egemene geçit vermiyor. 55. Mikrodan makroya siyasetin zinciri örülüyor. Siyaset, bu zincirdir, ilişkiselliktir. 56. Piyano çalabilen, barikat kurabilen, polis şiddeti altında sakin kalabilen, şiddetle biçimlenen dünyayı kabul etmeyen, şiddetsiz sözün ortak alanında özgür dünyayı yaratabileceğini bilen, dünyayı seven, diğer bedenlerden güç alan ve onlara güç veren, başkasının zerafetini fark edebilen, hiç bir bedeni sömürmemiş olan, kendi bedeninin sömürülmesine karşı duran, kıpırdamadan dimdik durabilen, erkeklerde tercihen askerliğini yapmamış ve/veya vicdani redçi, kadınlarda kırmızı seven, lgbt gökkuşağındaki yoldaşlarımızı arıyorduk, bulduk. Yaptıklarımızı bir bir anlatacağız. 

http://ortaklikalani.blogspot.com/2013/06/direnis-ve-egemen-goksun-k-yazc.html

14 Haziran 2013


REFUGIA: OTONOM BÖLGELER OLUŞTURMA MANİFESTOSU (BAZ)
subRosa

“Kıtasal bir iklim değişikliğin (buzullaşmanın) yaşandığı dönem boyunca görece olarak iklimi aynı kalmış, bitkilerin ve hayvanların yaşadığı, iklimsel yeniden  düzenlenmenin ardından yeni bir yayılımın ve türleşmenin yer alabileceği bir dul formlar merkezi olarak kalan yer.” (Webster’s New Collegiate Dictionary, 1976)
Transgensel olmayan ekinlerin ekili olduğu tarım arazilerini transgensel ekinlerle değiştiriyoruz. Bu düşüncenin ardında, GE mono kültür ekinlerinden geçen gen transferinden hassas böceklerin ve yabani ot türlerinin uğradığı mutasyon dirençlerinin oranını sınırlandırmak var.
Arzu edilen karışımlar ve yendien kombinasyonlarla Otonom Bölgeler Oluşturma: kadının cinsel özgürleşmesini ve siberfeminist yetileri,teoriyi, bedenlenmeyi ve politik aktivizmi birlikte örmek.
Sosyallik ve entellektüel hayat için özgürleştirilmiş kritik alan; kapitalist Taylorcı üretim modelinden özgürleşmiş, yaratıcı değiştokuş ve oyun için ayarlanmamış, yönetilmeyen zaman, deneysel eylem ve öğrenme, arzulandırıcı üretim, yemek yapmak, yemek ve hüner takası.
Dünya çapında çeşitli iklimlere, ekonomilere, coğrafik bölgelere uyarlanabilecek çoğalabilir kavram. Hiç kullanılmayan bir alanın refugium olduğu iddia edilebilir: varoşlardaki çimlikler, şehirdeki boş lotlar, çatı katları, tarım arazilerinin köşeleri, ormanların düz bölgeleri, mono kültür tarlalarının uygun bölümleri, nadasa bırakılmış toprak, ıskartaya çıkarılmış yerler, geçiş yerleri, savaş alanları, ofis binaları, işgal evleri,vb… Ve aynı zamanda şu an varolan Refugia: multi-kültivar pirinç tarlaları, organik çiftlikler, evdeki sebze bahçeleri,vs.
Alışıldık bir postmodern: dirençli bir biotek zafer bahçesi, neşeli bir onarım alanı, müşterek yasanın işlediği bir milletler topluluğu. Bir geri çekilme şeklinde değil, sosyal, çevresel, libidinal, politik, genetik biçimlerin her anlamında mono-kültüre direndiği bir alan yaratmak.
Yeni ‘Onotomsal Modifiye edilmiş Organizmalar’ ve ajite ekinler için bir habitat yapmak, örneğin: “ProActiva”, cadı kökü ve mandrakeden aşılanmış bir şifa.
Kapitalist virüsler ve iş dünyasının hırslarından yozlaşmış, işe yaramaz  GE ekinlerinin nekahati ve canlanması için bir barınak yeri.
Öyle bir yaratıcı atalet yeri ki tarım / biotek şirketlerinin motorlarını yavaşlatacak  ve onların risklerini ve yararlarını ortaya çıkarabilecek uzun dönemli bir teste tabii tutacak zamanı sağlayacak.
Ne bir ütopya ne de distopya, tersine mühendislik, canavarımsı aşılama, spontan canlanma, yeniden kombine etme, farklılık, çok çeşitli melezleme, evcilleştirme, soyu karıştırma, mutasyon, ekin çevrinleri, anormallik, gereksiz güzellik, koalisyonlar, ajite-ekinler, görünmeyen filizlenmeler için perili alan. Refugia’daki biotek ve transgensel çalışma arzu, rızaya dayalı kamu riski değerlendirme, bilgilendirilmiş amatör deneysellik, yenilenme ve lezzet değeri, mülksüz uzmanlık, şen bir memnuniyet ve şifalandırma temeline dayanır.

subRosa halen süren siber feminist bir stratejiler ve taktiksel eylemler serasıdır.

çeviri: a.s

hazırlanmakta olan cin ayşe sayı 10 ‘manifestolar’ dosyasında yer alacaktır.