15 Nisan 2013



Carolee Schneemann: Interior Scroll .1975 

                                                                                                            

CAROLEE SCHNEEMANN İLE SÖYLEŞİ    Anne Colvin

Carolee Schneemann resmin, filmin ve performansın sınırlarını zorlayarak her zaman zamanın ötesinde oldu. Beden üzerine çığır açan işleri, feminist sanat için bir yol açtı ve Paul McCarthy'den Tracey Emin'e kadar farklı sanatçı kuşaklarına ilham oldu. Carolee Schneemann tanımlara ve kategorizasyona hep meydan okumuş ve “İşim Yaşadığım Yerdir” düsturuyla yaşamıştır.   Carolee Schneemann Carolee Schneemann'dır. 
Geçen cuma akşamı, eklektik bir grup San Fransicso'nın göbeğindeki Eli Ridgway Gallery'nin giriş katında,  Millennium Film Journal No. 54: Focus on Carolee Schneemannn (Odak: Carolee Schneemann) sayısının çıkışını kutlamak için bir araya geldi. Küratör ve yazar Kenneth White'ın ziyaretçi editörlüğünde yeni bir tasarımla gerçekleşen bu sayı, tek bir sanatçıya ayrılmış ilk sayı olma özelliği taşıyor.
Filmleri izlerken ve (hep olduğu gibi heybetli ve aktif ) 70'lik Carolee'nin konuşmasını dinlerken ortamda neredeyse gözle görülür bir heyecan dalgası vardı. Samimi ve günlük-vari bir iş olan "Kitch's Last Meal"'den (1973-76) gösterilen bölüm taze, güncel ve komik görünüyordu.  (Carolee, Kitch'in Gertrude Stein'in doğum gününde, 6 Şubat, 1976'da öldüğünü de bize söyledi.),  İki daha yeni iş, çift kanallı video  "Devour" (2003-2004), ve çok kanallı bir DVD projeksiyonun dökümantasyonu olan “Precarious" (2009),  bize onu son zamanlardaki araştırmaları ve kaygılarıyla ilgili  izlenim sundu. (bknz. söyleşi)

Biz 60'lara yollanırken zaman durdu ve sonra yakın geçmişe ve sonra da tekrar şimdiki zamana atladı; San Fransicso'nun enerjisi, New York ve Londra sanat sahnesi kalabalık galeri mekanında yankılandı. Yerel şairler, sanatçılar, galericilerin yanında öğrenciler, akademisyenler ve ta Norveç'ten bile gelen ziyaretçiler hazır bulundu. Carolee'nin, tarihi önem taşıyan bir feminist ikonunun aramızdaki varlığıyla ateşlendik. O gün daha erken saatlerde, Carolee'yi otelinde,  eğitmenlik ve panel konuşmalarıyla dolu zor programından aldığı bir molada yakaladım.

Anne Colvin: Yeniden San Francisco'da olmak nasıl bir his?

Carolee Schneemannn:  Aslında hiçbir şeyi tanıyamıyor olmam garip. Burada ders vermiştim ve yaşamıştım. O kadar çok seyahat ediyorum ki her şey başka bir şeyin içine giriyor, bir sokak gözüme Portland gibi gözüküyor, diğeri Seattle'da gibi, başka bir tanesi Almanya gibi. İnancın askıya alınması gibi bir his. Burada eskiden bildiğim şeyleri bulamıyorum ama aslında iyi; güzel vakit geçiriyorum, yapmam gerekenleri yapıyorum.

AC: Ne zaman burada yaşamıştın?

CS: Sanırım 89'du.  San Francisco Sanat Enstitüsü'nde ders veriyordum, ve büyük depremin olduğu yıldı, penceremden dışarıyı seyredip bu insanlar ne kadar garip diye düşünüyordum.  Körfezin kenarında büyük ateşler yakıyorlar gibi görünüyordu uzaktan. Sonra  Kavramsal Sanat Müzesi'nde Bob Riley için sergiler açarken de burada yaşamıştım. O zamanlar harikaydı, ve evet farklı zamanlardı.

AC:  Websitene bakıyordum, gerçekten oldukça kapsamlı bu arada, ve performans açısından pek fazla bir şey yapmamışsın San Francisco'da gibi görünüyor, ki çok şaşırtıcı buldum bunu.

CS: San Franscisco'da bir sürü sergi yaptım.  Müze sergilerini  her zaman performansa tercih etmişimdir.

AC: Gerçekten mi, ilk dönemlerinde bile mi?

CS: Ah, tabi. Ben hiçbir zaman kendimi bir performansçı olarak görmedim, ben bir ressamım. Her zaman, performansın heyecanı, dramasının ya da tuhaflığının, benim gerçek eserlerimi ezmesi dengesizliğine çare üretmeye çalışıyorum.

AC: Anlıyorum. Şehre Millennium Film Journal'ın "Focus on Carolee Schneemann" etkinliği için geldin. Gerçekten kapaktan çok etkilendim, senin okuduğun ve kedinin kameraya doğru dik dik baktığı harika bir resim, o kedi Kitch değil mi?

CS:  Evet, ve kedim o fotoğrafçıdan hep nefret etti.

AC: O şeytani bakışını atıyor ona.

CS: Evet aynen, şeytani bakış -bir santim daha yaklaş da pençelerimin tadına bak- bakışı. Kedim onun bizim alanımızda olmasından hoşlanmazdı, çok komikti.

AC: Çok güzel bir fotoğraf.

CS:  Öyle, teşekkürler. Millennium'un editörleri seçti.

AC: Senin Millennium Film ile bir tarihin var sanırım.

CS: Ah, evet. ilk başladıklarından beri New York'ta uzun bir tarih, çok cesurlardı. Deneysel bağımsızlık için başlıca dayanaklardı, ve şimdi ayakta kalabilecekler mi ondan bile emin değiliz. Bayağı borçları var, tavan çöküyor, banyonun yeniden yapılması lazım. 

AC: Maalesef, kar amacı gütmeyen şeyler için çetin bugünler.  Bu akşam "Kitch's Last Meal"'den (1973-76) bir parça göstereceğini biliyorum, başka ne göstereceksin?

CA: 15 dakikalık bir bölüm göstereceğim, oriinali 5 saat. Ayrıca son dönem işlerimden "Devour" (2003-2004) var, dünyanın bir sürü dertli  bölgesinden birçok felaket görüntüsü topladığım bir video. Bir çatışma manzarası yapmak istedim, şiddet ve eviçindeki normalliklerin çelişkisi, o yüzden yoğun bir şekilde üzerinde çalıştım çünkü tahmin edebileceğin gibi sıkıştırıp açacağım çok imaj vardı. Ondan sonra,  aynalı bir sistemde hareket eden çok kanallı bir projeksiyon olan  en son enstalasyonum "Precarious" (2009)'un dökümentasyonunu göstereceğim.  Şöyle söyleyeyim bu tutsakken dans etmek üzerine bir iş, o yüzden hayvanlar ve kuş tutsaklar var, zincirde bir ayı ve birkaç tane de kendi
görüntüm.

AC: Hayvanlara, özellikle kedilere işlerinde sıkça rastlanıyor gibi.

CS: Kediler her zaman uyumu, domestik düzeni ve istikrarı simgeler.

AC: Güzel, bunu sevdim. Biliyorsun ben de Londra Film yapımcıları kooperatifden evrilip gelişmiş LUX için bir iş yapıyorum,  o yüzden biraz Londra dönemine gidelim mi, 60'ların sonu muydu 70'lerin başı mıydı sen oradayken?

CS: Evet, şey aslında gidip geliyordum. Belsize Park ve Belsize Park Bahçelerinin köşesinde harika, çok güzel bir dairem vardı,  önünde ortancalar vardı.  Kedim Kitch'i Londra'ya kaçak götürmüştüm, ve ev sahibini evi bana kiralamaya ve bu kedinin çok özel olduğuna ikna ettim. Orada bayağı uzun kaldım.

AC: Ayrıca sanırım Anthony McCall'le de kaldın?

CS: Evet, onun Güney Londra'daki evine taşındım.

AC: Onunla hiç işbirliği yaptınız mı?

CS:  71, 72, 73 yıllarında yaptığım her şeyde onunla ortak çalıştık. Birlikte bir film yaptık, MI5 ile CIA için çalışan bir temsilci tarafından çalındı.  Film The Kitchen'daki eski bir performansla birlikte kayboldu, çünkü Anthony gazeteci bir arkadaşıyla birlikte IRA'nın en çok aranan üç adamını filme çekiyordu. Her şeyi baskıya götürecek olan yapımcı yardımcısı bütün ham malzemeyi  alıp ortadan kayboldu.  Ayrıca benim çektiğim Anthony'nin bir sürü performans etkinliğinden fotoğraf var ve Anthony de Interior Scroll'u (1975) çekti. Performatif eylemler yaptık birlikte.

AC: Ayrıca Londra Film yapımcılar kooperatifiyle de ilgin oldu başından beri ve yönetmen Benjamin Cook,  bana o zamanlar zengin bir erkek arkadaşını onlara 16mm baskı makinesi almaya ikna ettiğinden bahsetti.

CS: Erkek arkadaş değildi, bir arkadaştı, bir sürü sanatçının arkadaşı olan biri. Benim asla zengin bir erkek arkadaşım olmadı.

AC:  Bu bayağı önemli bir bağış, o baskı makinesi. Yani sen de kooperatifi bir kaynak olarak kullandın, işlerini gösterdiler mi?

CS: Yani, oldukça yoğun, parasız ve kendini adamış bir topluluğun parçasısınız ve herkes her konuda birbirine yardım ediyor. "Plumb Line"'ı (1968-71) bitirmek için para bulamadığım ve artık bıktığım için bir parti verip bütün malzemeyi ateşe verip  mahvedecekken bana yardımcı oldular.  Nasıl görüneceğine bakmak için materyali beton bir duvara yansıtma fikrini ortaya attılar, o günlerde eski bir çiftlik vardı Camden'da. Ben de eğer bunu yapacaksak, neden bir çarşaf germiyoruz duvara dedim, yansıtalım ve çarşafı ateşe verelim. Böylece malzemeyi bu şekilde tekrar çektik, ve ‘Plumbline’ın yapısı öyle ortaya çıktı, izlediğinizde bir yandan yanan.

AC:  Malcolm Le Grice and Peter Gidal'ı  tanıdın mı, benim kocamın da St. Martins Sanat Koleji'nden  hocalarıdır kendileri, ama bu dönemden biraz daha sonra olabilir?

CS: Evet, Malcolm harikaydı, yakın arkadaşım.

AC: O dönemlerde, Londra'dan Edinburg'a giden bir trende,  benim dikkatimi çeken bir performans sergiledin, "Ices Trip" (1973).   Ben de Edinburg'dan olduğum için,  Londra'da yaşarken o trene çok binerdim, o yüzden bunun nasıl olduğunu hayal etmeye çalışıyordum.

CS: O performans, sanatçılar için tonla özel etkinlik düzenleyen Harvey Matusow tarafından organize edilmişti.  O yıllarda besteci Annea Lockwood ile partnerdi. O da bir tren etkinliğiydi, ve bütün detayları "More Than Meat Joy" adlı kitapta bulabilirsin. Sanatçılar mavi renkli bir yemek pişirdiler, ve biz de onu dağıtıp sattık, Çok eğlenceliydi.

AC: Harika! Yaptığın bazı ortak çalışmaların muhteşem olduğunu söylemeliyim, örneğin 1958'de Stan Brakhage filmlerinde çevre ve performanslarla ilgili çalıştın, geniş sinema perdesinde hiç performans sergiledin mi? 

CS: Hayır, ben hiç bir zaman başka birinin işiyle alakalı performans sergilemezdim. Onlar Brakhage filmleri ve orada sadece görünmüşlüğüm vardır, performans sayılmaz, olağan hayatımızın bazı açılardan belgeseli gibiydi daha çok.
                                                          
AC: Anlıyorum. Bir de Allan Kaprow'un Push and Pull"'u vardı (1965), Avant-garde Festivali’nin bir parçası.

CS: Seyircinin gidip, çevreyi yeniden tanımlamak için yumuşak malzemeler getirmesi istenilen Kaprow'un enstalasyonunu yönettim. Benim seyircim delirdi ve çöp kutuları, teneke kutular, barlardan ve restoranlardan çıkardıkları küçük tabelalar getirdiler, sonra da polis geldi. Ayrıca bazı aynaları ve duvarları da kırdılar.

AC: Oldukça canlı bir hafızan var. Sen anlatırken iş de canlanıyor sanki.

CS: Evet, öyle, doğru.

AC: Stan van der Beek  ile de bir ortak çalışmanız var, Claes Oldenburg'un "Washes"'ı, Vanderbeek tarafından  ‘Birth of a Flag’ (1965) olarak filme çekilmişti.

CS: O, şehir dışında yaptığımız harika bir işti, çok güzel bir katılımcı ve ortak sanatçı grubu vardı, Claes tarafından yönetildi ve Stan Vab Der Beek tarafından filme çekildi.

AC: Daha da eskiye gidelim, Marina Abramovic'ten önce Carolee Schneemannn vardı,  Carolee Schneemannn'dan önce kim vardı, Maya Deren mi?

CS: Maya Deren çok etkiledi beni, ve aynı zamanda, fakirleştirilme ve görmezden gelinme konusunda da ibretlik bir hikayeydi. Haiti'den harika bir araştırma ve işle döndü ama onu bastıracak parası yoktu.  O sırada, ortalarda takılan Stan Brakhage, bir kilise yardımcısı gibi, onu orijinal materyali bize göstermeye ikna etti. Her türlü yardıma ihtiyacı vardı, çaresiz durumdaydı, hak etmek, hak ettiğini alamamak, beslenmeyi, sigara verilmeyi ve onun ilhamının kaynağına ulaşmayı bekleyen benim ve Brakhage gibi çocukların etrafta olması filan. Ama harikaydı, gerçekten çok ilham verici biriydi.

AC: Öyle bir rol modelin olması çok iyi. Şimdi bile çok az kadın deneysel filmci var. 

CS:  O zamanlar çok genç ve çağdaş olan diğer kadınlar, partneri Dick Higgins ile  yoğun bir şekilde baskı ve obje çalışan Alison Knowles,  "Snows"'da (1967) benim için  bir performans sergileyen Chikku Kobutu, -Vajina resimlerinin ilklerinden bazılarını yaptı-  bir de Yoko vardı, bu kadar. Bütün önemli kadın ressamlar erkeklerin arkasına dizilmişlerdi.

AC: Sen değil ama, sen Carolee Schneemann'dın.

CS: Ben sadece ortalıkta takılan bir çocuktum.  Sanat dünyasında ne olup bittiğini anlamaya çalışan bir casustum. 70'lerin ortalarında feminizme ulaşana kadar herhangi bir kültürel bakışa vakıf değildim. Çok önemli eserler yaptım, bazıları taktir edildi, ama bu da, estetik önemin arkasındaki erkek yapısını düşününce sadece bir anomaliden ibaret.

AC: 90'lardan itibaren ilk işlerine karşı bir ilgi artışı olduğunu söyler miydin? Mesela "Up to and Including her Limits" için?  Onu düşündüğümde, Matthew Barney üzerinde büyük etkisi olmalı bu işin, bunu başkaları da dile getirdi mi hiç?

CS: Tarihçiler söyledi. "Meat Joy" (1964)  büyük bir etki yaratmıştı, her şey bir süre et oldu, ve tabi ki o da burada San Fransisco'da olan şair Michael Mclure tarafından yazılan bazı makalelerden ilham almıştı. Yani, ben işleri hala aktif bir saygı uyandıran gerçekten çok şanslı bir sanatçıyım.

AC:  Evet, sanki hiç bir yere gitmemişsin gibi. Sürekli işlerini iyileştiriyor ve yeni işler geliştiyorsun. Bu yüzden bu geceyi iple çekiyorum. 



Anne Colvin (http://annecolvin.com)  San Francisco'da yaşayan bir sanatçıdır. Son işlerinden bazıları arasında, San Fransciso Modern Sanatlar Müzesindeki "Long Play: Bruce Conner and The Singles Collection"; New York Sanat Kitapları Fuarında White Colums tarafından snulan bir proje; Berkeley Sanat Müzesinde'de konuk sanatçı programı, ve  editörlüğü Maurizio Cattelan ve Cecilia Alemani tarafından yapılan "No Soul For Sale"'e katkısı sayılabilir.


 Çeviren: Dilek Aydın

cin ayşe 9, fluxus dosyasından...

Hiç yorum yok: