24 Ekim 2007




KABUK:
Yalın biçimli, derin bir video sinema

İstanbul’da su yollarının hizasında nargile kahvelerinin yanında bir uzun yol gemisini kendine sık sık manzara yapan bir müze binasının sinema salonunda filmi seyrederken, şehrin gözbebeği Beyoğlu’nda sıra sıra yürüyen baylar, bayanlar ve çocuklar arasında başka filmlere, başka tanıtım toplantılarına, başka uykucuklara, başka işveli buluşmalara taşınanlar da olmuştur. Neyse su yolunu bulup akacağı yere akmıştır. Oluğu eksikler kalsın…

Yolunu şaşırıp da Melika’nın evine giren kuşun bakış açısından bakalım yönetmen ve senarist Uygar Asan’ın ilk video sinema yapıtı olan kış bahçesi’ne:
Kuş Melika’nın kabuğundan dışarıya itilmiştir, çünkü o kabuk-evde Melika’nın yarasından başka bir kanada yer yoktur. Erkeğinki adanın coğrafyasına da uygun olarak kartalsı bir döngüdür, çok uzak bir şeyi yakın gördüğü için kartal erkeğe benzetilebilir… Kadın bu yırtıcı kuş dolanmasına karşı ilgisizdir ve onu fırlattığı taşla kovuşturur. Evin içinden dışlatılan kuş başka kılıklarda geri dönmüş, tekinsiz olan kendine yol bulmuştur. Sığılacak bir yer yoktur. Her şey tek kişiliktir. Her şeyin tek kişilik kurulması, bir yaranın sadece tek bir kabuk oluşturmasındandır. Kadın ölgün durmaz, tüm çaresizliği içinde devinir, adanın yolları dar bir hayatın izdüşümüdür. Sanki dursa, bir anlık dursa, bir kanadın gölgesini evinin kapısında hissedecektir. Sonunda uzun gagalı erkek, emlakçı dükkanına izinsiz sokularak, film boyunca süren tekinsizliğin belirtilerini bir kötülük eylemine dönüştürür.
Kuş tüyü otlar sadece kadının tek anlık huzuru için vardır. İzleyicinin o otlarda uzanmasına ve rahatlamasına izin verilmez. İzleyici için o otlar dikensidir çünkü. Filmin Brectyen finali bizi olası bir “katharsis”den yoksun bırakmıştır.

“kış bahçesi”nin ardından “kabuk”. Uygar Asan’ın ikinci uzun video sinema yapıtı. Adı pekâlâ da kabuk olabilecek bir kış bahçesi ve tüm yer değiştirmelerin uzantısında “kış bahçesi” olabilecek bir kabuk.

Kabuk da aynı dikensilikle açılır. Dikensi otlar rutubet lekesiyle yer değiştirmiştir. Uygar Asan’ın sineması, kapalı göndermeler ve anlam katmanlarıyla ilerler. Kabuk’ un kahramanı Burhan’da adadaki erkeğin kayıtsız davranışlarını göremesek de; benzer bir acemiliği, beceriksizliği ve tek boyutluluğu gözleriz. Burhan burada mağduriyet ve çaresizlik anlamında kış bahçesi’ndeki kadın karakterle daha çok özdeşleşir.
Uygar Asan’ın çizdiği karakterlerde hep aynı kıstırılmışlık duygusu vardır ama bu tam anlamıyla bireysel bir kıstırılmışlık değildir; dış zorlanmalar, oluşlar, olamamalar, trajediler, korunmalar ağı içinde ilerler. Karakterlerin farklı zorlanmalara gösterdikleri tepkiler ve çıkış yollarının farklılığı önemlidir. Denenen yollar ya otların arasında ya da sonu gelmeyen bir yolun ortasında son bulur. Yönetmen karakterlerinin biraz olsun emekleme halinden ayağa kalkmalarına izin verir ama daha sonra onları kendi çıkmazlarıyla baş başa bırakır. Uzun planları sıklıkla kullanarak, izleyiciyi karakterlere ve yaşamlarına yabancılaştırmaktan da geri durmaz.
kış bahçesi’nde Melika rolünde Melika Kandemir ve kabuktaki Burhan rolünde Sezgin Cengiz hayatla baş edememeyi yalın ve doğal bir oyunculukla aktarırlar bize. Uygar Asan sinemasında ne metaforlar, ne de sonlar huzur vericidir.

Kabuk, Burhan’ın son derece rutin işi, kötürümlüğü ile asker baba, kız kardeş ve anneye ulaşmanın bilinçaltı isteğinin bilinçsiz tezahürü olarak kadınlara yönelik atılan son derece dolaylı, acemi adımlar ve uğranılan şiddet üzerine kurulmuş bir yapıt.
Babanın kötürüm kalmış olması onun ihmali yüzünden yitirilmiş olan anne ve kız kardeşin kaybının acısını hafifletmez. Baba ziyaret edilendir ama ziyaret edilen baba değil, yitirdiği sevdikleridir, onlar babanın suçlu yüzünde Burhan’a görünür olmaktadır. Sevilenlerle tek bağlantı olarak baba artık kötürümdür. Ama film boyunca bize iktidarının simgelerinin izi sürdürtülür, içi boşalmış bir asker üniformasında, 12 Eylül günü Burhan’ın dayak yemesinde, evdeki ‘tüp açık’ hezeyanlarında, boy uzama tablosunda, vb… Bir yandan baba-iktidar kötürüm edilirken, bir yandan da artık olmayan ve gelmeyecek olan sevilene ulaşma ihtiyacı yinelenir. Her kadına doğru atılan adım zaten baştan ölüdür. Annesinin ve kız kardeşinin suretinde ölü doğan girişimlerdir onlar. O yüzden başarısız adımlar Burhan’ı tam olarak yıldırmaz. Başarılı olma olasılığı olan tek küçük temas da olabilirliğin endişesi ile kayıp gider, zavallı bir mastürbasyona dönüşür. Bu iletişim kurma yollarının tüm absürdlüğüne rağmen sürmesi, tüm girişimlerin bir hiç için atıldığının bilinçaltı yansımaları gibidir. Burhan’ın bir başkası olma yolculuğu sırasında berber İlhami’nin dükkanında karşılaştığı Oğuz Atay portresi, çapraz okumalara da açık hale getirir filmi. Yönetmen ve senarist Uygar Asan, tüm bunları irdelerken geliştirdiği tekilci anlatımla melodramın ucuzluğuna da düşmemeyi başarır.
Beklediğimiz anlamda bir kabuğundan çıkma gerçekleşmemiştir. Kabuğun çabucak kırılabileceğini beklememiz bir fanteziden ibarettir. Yönetmen, yabancılaşma ve yalnızlık temalarını hiçliğe vardırmış, biz izleyicileri o hiçin ortasında bırakıvermiştir.

Kabuk zamanı doğrusal, anlamı zikzak kullanan bir video sinema yapıtı. Kuş tüyü otların hiçliğinin benzeri bir hiçliği dokuyarak ilerler.

Anita Sezgener, yeşil karınca video düş laboratuarı daimi gönüllüsü , 10 Ekim 2007

iletişim:
yesil karinca
video dus laboratuvari
kadikoy / istanbul
http://www.yesilkarinca.com/

Hiç yorum yok: