23 Eylül 2007

İŞŞA

Parlaklık kaçırılıyordu kadından, her seferinde aynı korksun diye.

“ Yehova topraktan biçimlendirerek yaptığı adama Cennet (Aden)’de bir bahçe dikti, bahçenin ortasına hayat ağacını, iyilik ve kötülüğü bilme ağacını yerden bitirdi. Bahçeyi sulamak için Cennet’den bir ırmak çıktı ve orada bölünerek dört kol oldu. Yehova gene topraktan,hayvanlar ve kuşlar biçimlendirdi ve adam bütün sığırlara, göklerin kuşlarına ve her kır hayvanına ad koydu; fakat adam için kendine uygun yardımcı bulunamadı. Bunun üzerine Yehova adama karşı koyamayacağı sihirli,derin bir uyku getirdi ve onun kaburga kemiklerinden birini aldı ve yerini etle kapladı, bir kadın yaptı ve onu adama getirdi.Adam ona da ad koydu: “Şimdi bu benim kemiklerimden kemik ve etimden ettir, buna Nisa denilecek". Yılan kadını kandırdı, yasak meyveyi yedirdi; kadını ağrılı ve çok çocuk doğurması, adamı da toprakla uğraşması ile cezalandırılarak, ikisini de Cennet bahçesinden kovdu. Kadın ne zaman Habil ve Kabil’i doğurdu, adı Havva (yaşam) oldu, bütün yaşayanların anası oldu. Kadın aynı zamanda işşa (eş) olunca adama bahşedilen sihirli uykuların yanına balçık uykular eklendi. Kocası, sabah duasına gitti, kadın olarak yaratılmamaktan memnun.
Kadınlar kocalarının seçtiği isimleri erkek çocuklarına koydular,cariyeler bir çağrıldılar, bir kovuldular.
Tanrıçalar bereketi, kehaneti ve bağı taşıdılar, tanrıçaları kovan tanrılar geldi, yanlarında hayvanları, kürekleri ve kırbaçlarıyla.Sonra da Lut’u tufandan kurtarmakla görevli melekler…
Sodom ve Gomorra’ye son kere bakmak için döndüğünde Lut’un karısı tuza dönüştü. Lut karısının parmağından yüzüğünü çıkardı ve yürüdü kızlarına doğru.
Bakma merakı suçtu, duygusallığı eksiltiyordu kadını(!)
Evin yangını tene bulaşınca, koşturmalar arasında yankılandı bağırışlar, eski kentin duvarları ses geçirmezdi.Uyandı kadın tuzlu kabusundan, yutkundu. Bağırsaydı da duyulmazdı.

anita sezgener

Bu yazı, Özgür gündem gazetesi'nin "los paseyos cortos" köşesinde 2004 yılında yayımlanmıştır.
Resim:Adam and Eve, Christina Saj, 1996

Hiç yorum yok: