25 Ağustos 2007

ÖYKÜ

gık

Suskundu…Biraz da korkak. Konuşkandı kendiyle kaldığı vakitler. Biraz da cesur. Çokça bir zaman anlatası vardı bir şeyleri ve de ağlayası bir fırsatını bulduğunda. İçinde bir masal vardı. Olmuş ya da olabilecek türden değil üstelik; bizzat oldurduğu. İyi kişisinin de, kötü kişisinin de kendisi olduğu.
Kalburun samanın içinde üstü başı dağınık, evvel zamandan bir masal…Evvel zaman önce, henüz bir masal değilken bir hengamenin içine düştü. Ya da hengame O’nun içine. Bir evvel zaman zamansızlığıydı sanki iki ayağının bir pabuca girdiği. Rengi kara, cinsi rugan, numarası 36. Giydikçe su topladı kalbi. Giydikçe tökezledi, yaralandı. Ama “gık” demedi. Masallaştı sadece…Suspus bir masal olup çıktı. Çok şey biriktirdi anlatmaya, çok şey sustu. Peki ya bir evvel zamanı anlatmak için doğru zaman mıydı ki? Emin değildi.Ve susması da korkması da bu yüzdendi. Ah bir cesaret edebilse! Sahi yok muydu bir cesaret ağacı? Yahut şöyle bir taşım kaynatılıp suyu içildikten sonra adamı cesaret topuna dönüştüren bir cesaret otu falan?
Aklı almıyor, bir masaldan üstelik kendi masalından nasıl da bu kadar korktuğuna şaşıyordu çoğu zaman. Kendisinden bir bilmece bile doğurabilen bir sır sanki: “Anlatmazsan masal, anlatırsan karabasan olur”. Demek ki masal denilen, öyle uykudan önce-lik olmuyormuş her zaman. Aksine bu, uyuyanı bile uykusundan edecek türden. Gelgelim bir o kadar da O’nun huzurlu uykusu. Kendi uykusundan çalmadı mı zaten onca zaman? İçinin sapalarında sessiz sessiz masallaşırken başkalarının uykusu, O her gece uykuyla uyanıklık arası bir zamanda merdiven boşluklarından düşmemiş miydi?
Halbuki O kendi zamanlarından söz ediyor masalında, perili bir köşkten veya bir ejderhadan değil ki! O kadar kalabalığın, hengamenin içinde nasıl da arada kaynadığından. Yani aslında meyvelerden karpuzu değil çağla bademi, yemeklerden de enginarı değil fasulyeyi sevdiğinden. Biraz da “gık” diyemediklerinden. Ve belki de 36 değil 37 giydiğinden.
Bize geldi bugün. Kalburun samanın içinde, üstü başı batmış bir masalın saçını taramaya…


Elçin Türkmen

Hiç yorum yok: